ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
TURKISH JOURNAL CLINICAL PSYCHIATRY - J Clin Psy: 27 (2)
Volume: 27  Issue: 2 - 2024
EDITORIAL
1.The new face of commercial academia: Octopus affiliation
Mehmet Yumru
doi: 10.5505/kpd.2024.52460  Pages 99 - 100
Abstract |English PDF | Turkish PDF

RESEARCH ARTICLE
2.Why do psychiatrists commit suicide? Denial or stigma?
Buket Koparal, Muhammed Hakan Aksu, Selçuk Candansayar
doi: 10.5505/kpd.2024.22844  Pages 101 - 107
GİRİŞ ve AMAÇ: İntihar karmaşık bir halk sağlığı sorunudur. Psikiyatristlerin biyopsikososyal bir perspektiften intihar hakkında en çok bilgiye sahip olması beklenmesine rağmen, psikiyatrların ruh sağlığı ve intihar oranlarını değerlendiren çok az çalışma bulunmaktadır. Bu çalışma, ruh sağlığı profesyonellerinin intiharla ilgili tutum ve davranışlarını, ayrıca intiharla ilişkili stigma düzeyini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu kesitsel çalışma, Türkiye'deki psikiyatrlar (psikiyatri uzmanı ve asistan) ile gerçekleştirildi. Çevrimiçi bir anket Google Forms üzerinden oluşturuldu. Çevrimiçi anketler, Google Forms aracılığıyla e-posta ve WhatsApp, Telegram, Google ve Yahoo grupları üzerinden gönderildi. Çalışma, 23 Kasım 2022 ile 23 Şubat 2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Katılımcıları değerlendirmek için Sosyodemografik Bilgi Formu ve İntihara Yönelik Stigma Ölçeği (İYSÖ) kullanıldı.

BULGULAR: Çalışmaya 225 psikiyatrist katıldı. Tüm katılımcılar, intiharla ilgili stigmatizasyon düzeylerinin düşük olduğunu bildirdi. Asistan hekimler, uzman hekimlere göre yükselme/normlanma alt ölçeğinde anlamlı olarak daha yüksek puan aldı (p=0,018). Bir dine inanan katılımcılar, inanmayanlara göre stigmatizasyon ve izolasyon/depresyon alt ölçeklerinde anlamlı olarak daha yüksek puan aldı (sırasıyla p=0,006, p=0,003). İntihar düşüncesi geçmişi olmayan katılımcılar, intihar düşüncesi olanlara göre stigmatizasyon alt ölçeğinde anlamlı olarak daha yüksek puan aldı (p=0,004).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Katılımcılar tarafından bildirilen intiharla ilgili stigma puanları düşük olsa da, psikiyatrlar arasında intihar oranlarının yüksek olduğunu biliyoruz. Psikiyatristler, intiharla ilgili duygularını, düşüncelerini ve inançlarını gizleyebilir, inkar edebilir ve rasyonalize edebilirler.

INTRODUCTION: Suicide is a complicated public health issue. Despite the expectation that psychiatrists have the most knowledge of suicide from a biopsychosocial perspective, there are few studies assessing the mental health and suicide rates of psychiatrists.This study aims to assess the suicide-related attitudes and behaviors of mental health professionals, as well as the stigma associated with suicide.

METHODS: This cross-sectional survey was conducted with psychiatrists (resident in psychiatry and specialist) in Turkey. An online survey was created via the Google Forms public web address. Online questionnaires were delivered through Google Forms by emailing and messaging on WhatsApp, Telegram, Google and Yahoo groups.The study was performed between November 23, 2022 and February 23, 2023. The Socio-demographic Information Form and the Stigma of Suicide Scale (SOSS) were used to evaluate the participants.

RESULTS: 225 psychiatrists participated in the study. All participants reported low levels of stigmatization related to suicide. Assistant physicians had significantly higher scores in the elevation/norming subscale compared to specialist physicians (p=0.018). Participants who believe in a religion received significantly higher scores in the stigmatization and isolation/depression subscales compared to those who do not believe (p=0.006, p=0.003, respectively). Participants without a history of suicidal ideation received significantly higher scores in the stigmatization subscale compared to those who have had suicidal ideation (p=0.004).


DISCUSSION AND CONCLUSION: Although the stigma scores related to suicide reported by the participants were low, we know that the suicide rates among psychiatrists are high. Psychiatrists may hide, deny, and rationalize their feelings, thoughts, and beliefs about suicide.

3.The relationship between the psychological resilience of patients with chronic kidney failure and post-traumatic growth and psychological symptoms
Demet Sağlam Aykut, Evrim Özkorumak Karaguzel, Şükrü Ulusoy, Filiz Civil Arslan, Medine Gözde Üstündağ, Aykut Karahan
doi: 10.5505/kpd.2024.60465  Pages 108 - 116
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı kronik böbrek yetmezliği (KBY) hastalarında travma sonrası büyümeye ve dayanıklılığa katkıda bulunabilecek faktörleri, travma sonrası büyümenin ortaya çıkmasında dayanıklılığın yanı sıra depresyon ve anksiyete belirtilerinin rolünü araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya KBY tanısı ile diyaliz replasmanı alan 64 hasta alınmıştır. Tüm hastalara sırası ile Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Travma Sonrası Büyüme Envanteri (TSBE) ve Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ) uygulanmıştır.
BULGULAR: BDÖ ve BAÖ puanları ile TSBE’nın benlik algısında değişim (r= -0.70, r= -0.65), başkaları ile ilişkilerde değişim (r= -0.57, r= -0.65), yaşam felsefesinde değişim (r= -0.60, r= -0.57) alt ölçeği ve TSBE toplam puanı (r= -0.70, r= -0.66) arasında negatif yönde orta düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı (p<0.001) bir ilişki olduğu gösterilmiştir. BDÖ ve BAÖ puanları ile YPDÖ’nün gelecek algısı (r= -0.51, r= -0.57), kendilik algısı (r= -0.54, r= -0.59), sosyal kaynaklar (r= -0.66, r= -0.60) alt ölçeği ve YPDÖ toplam puanı (r= -0.68, r= -0.71) arasında negatif yönde orta düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı (p<0.001), YPDÖ’nün yapısal stil (r= -0.30, r= -0.40), aile uyumu (r= -0.43, r= -0.53), sosyal yeterlilik (r= -0.54, r= -0.50) alt ölçekleri arasında negatif yönde zayıf düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı (p<0.001) bir ilişki olduğu gösterilmiştir. TSBE ve YPDÖ toplam puanları arasında da arasında istatistiksel açıdan anlamlı (p<0.001), pozitif yönde orta düzeyde (r= 0.69) bir ilişki gösterilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: KBY hastalarında görülen anksiyete ve depresyon belirtileri, hastaların psikolojik dayanıklılık düzeylerine ve travma sonrası büyümenin gelişimine olumsuz etki etmektedir. Psikolojik dayanıklılık yükseldikçe travma sonrası büyüme artmaktadır. KBY hastalarının psikolojik dayanıklılık düzeylerinin ve travma sonrası büyüme gelişiminin desteklenmesine yönelik psikolojik müdahaleler planlanmalıdır.
INTRODUCTION: This study aims to investigate the factors that may contribute to post-traumatic growth and resilience in chronic kidney failure (CKF) patients, the role of depression and anxiety symptoms as well as resilience in the emergence of post-traumatic growth.
METHODS: 64 patients diagnosed with CKF and received dialysis were included in the study. The Beck Depression Inventory (BDI), Beck Anxiety Inventory (BAI), Post-Traumatic Growth Inventory (PTGI) and Resilience Scale for Adults (RSA) were administered to all patients, respectively.
RESULTS: Self-perception on PTGI (r= -0.70, r= -0.65), change in relationships with others (r= -0.57, r= -0.65), change in philosophy of life (r= -0.60, r = -0.57) subscales, and PTGI total score (r= -0.70, r= -0.66) were shown to have a moderately negative and statistically significant (p<0.001) relationship with BDI and BAI scores. A negative and statistically moderate significant relationship was found between BDI and BAI scores and perception of the future subscale (r= -0.51, r= -0.57), self-perception (r= -0.54, r= -0.59), social resources (r= -0.66, r= -0.60) subscales of RSA and total RSA score (r= -0.68, r= -0.71) (p<0.001). A weak statistically significant relationship was found between BAI and BDI scores, and structural style (r= -0.30, r= -0.40), family harmony (r= -0.43, r= -0.53) and social competence (r= -0.54, r= -0.50) subscales (p<0.001). A statistically significant (p<0.001) and moderately positive (r= 0.69) relationship between PTGI and RSA total scores was also determined.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Anxiety and depression symptoms observed in CKF patients impact the psychological resilience levels of patients and the development of post-traumatic growth. Post-traumatic growth develops as psychological resilience increases. Thus, psychological interventions should be planned to support the psychological resilience levels and post traumatic growth development of CKF patients.

4.Medical education level’s relationship with attitudes toward women and LGBTIQ+ individuals
Erbil Mert Akdemir, Imran Gökçen Yılmaz Karaman, Şengül Tosun Altınöz, Ferdi Kosger, Ali Ercan Altınöz
doi: 10.5505/kpd.2024.65390  Pages 117 - 126
GİRİŞ ve AMAÇ: Kadınlara ve LGBTIQ+ bireylere yönelik yükselen önyargıların temelini egemen ideolojiler oluşturmaktadır. Bu önyargılar toplumda olduğu kadar tıp doktorlarında da mevcuttur. Kadınlara ve LGBTİQ+ bireylere yönelik olumsuz tutumlar, sağlık hizmeti kalitesini olumsuz etkilemekte, eşitsizliklere ve hak kayıplarına yol açmaktadır. Bu nedenle tıp fakültesi öğrencilerinin ve asistan hekimlerin cinsiyetçilik ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılığa ilişkin tutumlarını araştırmak amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya tıp fakültesi 1. sınıf öğrencileri (n=112), 6. sınıf öğrencileri (n=68) ve tıpta uzmanlık eğitimi alan asistan hekimler (n=41) dahil edildi. Sosyodemografik veri formu, Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Envanteri ve Çok Boyutlu Cinsel Yönelim Tutum Ölçeği uygulandı.
BULGULAR: Gruplar arasında cinsiyetçilik ve cinsel azınlıklara yönelik ayrımcılık puanları eğitim düzeyine göre farklılık göstermedi (p>0,05). Kadınlar ve erkekler arasındaki en belirgin fark, erkek katılımcılarda düşmanca cinsiyetçilik puanlarının kadınlardan yüksek olmasıydı (p<0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Mevcut tıp eğitimi, hekim adaylarının ve hekimlerin cinsiyet rolleri ve cinsel yönelime dayalı önyargılı tutumlarını değiştirmemektedir. Tüm bireylerin sağlık hizmetinden eşit olarak yararlanabilmesi için tıp eğitimine cinsiyet eşitliği ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılığın eklenmesi ve mümkünse bu derslerin uygulamalı hale getirilmesi yararlı olacaktır.
INTRODUCTION: Dominant ideologies lay the groundwork for the rising prejudices against women and LGBTIQ+ individuals who may be disadvantaged in the hierarchy. These biases exist in medical doctors as well as in the community. Negative attitudes toward women and LGBTIQ+ individuals negatively affect healthcare service quality and lead to inequality and loss of rights. Hence, this study aimed to investigate the attitudes of students and resident physicians in medical school regarding sexism and discrimination based on sexual orientation.
METHODS: First-grade students (n=112), 6th-grade students (n=68), and resident physicians receiving postgraduate training in medicine (n=41) were included in this study. Sociodemographic data form, Ambivalent Sexism Inventory, and Multidimensional Sexual Orientation Attitude Scale were applied.
RESULTS: Compared to groups based on education levels, scale scores on sexism and discrimination against sexual minorities did not vary between groups (p>0.05). The most apparent difference between women and men was the high scores of hostile sexism in male participants (p<0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Current medical education does not change biased attitudes of physician candidates and physicians based on gender roles and sexual orientation. For all individuals to benefit equally from the health service, it would be helpful to add gender equality and discrimination based on sexual orientation to medical education and make these classes practical if possible.

5.Investigation of self-stigmatization and perceptions towards delinguency in inpatient individuals diagnosed with schizophrenia in high-security forensic psychiatry settings in Turkiye
Selma Çilem Kızılpınar, Barış Kılıç Demir
doi: 10.5505/kpd.2024.90767  Pages 127 - 138
GİRİŞ ve AMAÇ: İçselleştirilmiş damgalanma kişinin toplumsal damgalanmayı kabullenmesi durumudur. İçselleştirilmiş damgalanma, olumsuz hastalık gidişi, düşük tedavi uyumu, düşük özbenlik değeri ile ilişkilendirilmiştir. Bu çalışmada yüksek güvenlikli adli psikiyatri servisinde yatan şizofreni tanılı erkek hastalarda psikiyatrik hastalık ve adli servis yatışı ile ilişkili olarak sırasıyla kendini damgalanma ve suçlulara ilişkin algılarının araştırılmasını amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma şizofreni tanısı ile tedavi gören 76 erkek hastanın dahil edildiği kesitsel nitelikte bir araştırmadır. Hastalarla ilgili sosyodemografik, klinik ve suç ilişkili veriler hastalar, hasta yakınları ve tıbbi kayıtların incelenmesi ile elde edilmiştir. Katılımcılara Suçlulara Yönelik Algılar Ölçeği (SYAÖ), Kendini Damgalama Ölçeği (KDÖ) ve Mevcut Suça İlişkin Şiddet Profili Ölçeği uygulanmıştır.
BULGULAR: Çalışmamızda katılımcıların KDÖ toplam puanı 37,73±16,46 iken; içselleştirilmiş aşağılanma alt boyut puanı 17,91±8,19, içselleştirilmiş stereotipiler alt boyutu puanı 14,77±7,51, sosyal geri çekilme ve hastalığın gizlenmesi alt boyut puanı 4,77±2,70’idi. SYAÖ toplam puanı 32,30±10,38 iken, ahlaki ve kişilik özelliklerine dair algılar alt ölçek puanı 21,16±7,23, sosyal ağlara yönelik algılar puanı 11,16±4,03 idi. Yatış öncesi düzenli antipsikotik tedavi alan hastalarda, almayanlara kıyasla SYAÖ puanının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir(p=0,043).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırmanın sonuçları şizofreni tanısı alan erkek adli hastalarda hem içselleştirilmiş damgalanmanın hem de suça yönelik algıların incelenmesi açısından önemlidir. Çalışmada düzenli tedavi alan hasta grubunda suçluların sosyal ağları ile ilişkili algılarının daha olumsuz olduğu gösterilmiştir. Sonuçlarımız, literatürde tanımlanmış olan ikili damgalanma kuramının ve ülkemizde daha önce yapılan çalışmaların aksine adli psikiyatri popülasyonunda yüksek kendine dönük damgalama düzeylerini desteklememektedir. Türkiye’nin kendi yapısına özgü özellikleri ortaya koyabilmek için ülkemizde adli psikiyatri hastalarında kendini damgalama, ikili damgalanma deneyimleri araştıran geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır. Damgalanmaya yönelik çalışmalar sayesinde adli psikiyatri hastalarına yönelik toplumsal damgalanmanın etkilerinin önüne geçmek ve kendini damgalamanın yönetimi için uygun stratejilerin geliştirilebilmesi mümkün olacaktır.
INTRODUCTION: Internalized stigmatization indicates the internal acceptance of public stigmatization. Double stigma refers to stigmatization due to more than one personality characteristic. We aimed to investigate the levels of self-stigma and perceptions towards delinquents about both psychiatric disorders and forensic psychiatry hospitalization among male patients hospitalized in the high-security forensic psychiatry service in Turkiye.
METHODS: This cross-sectional study was conducted with 76 male participants. Sociodemographic, clinical, and offense-related variables were defined by interviewing patients and families and examining all records. Perceptions Towards Criminals Scale(PTCS), Self-Stigma Scale(SSS), and Violence Profile of Current Offense Scale were administered to the participants.
RESULTS: The participants' SSS total score was 37.73±16.4, the Internalized Devaluation subdimension score was 17.91±8.19, the Internalized Stereotypes score was 14.77±7.51 and the Social Withdrawal and Concealment Disorder score was 4.77±2.70. The total PTCS score was 32.30±10.38, the Perception of Moral and Personality Traits Subscale score was 21.16±7.23 and the Perceptions of Social Networks subscale score was 11.16±4.03. PTCS social network score was relatively more negative in the patients who received regular antipsychotic treatment before hospitalization compared to those who did not adhere to the treatment(p=0.043).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results of the study are important in terms of examining both internalized stigma and perceptions towards delinquency in male forensic patients diagnosed with schizophrenia. Another result is perceptions of the social networks of delinquency are more negative in the patient group receiving regular treatment. The results of the study do not support high self-stigma levels in the forensic psychiatry population, contrary to the double stigma theory and previous studies conducted in our country. The disparities between the results and the literature could be due to investigating the research with different cultural populations. It will be possible to prevent the effects of stigma on forensic patients and to develop appropriate strategies for the management of self-stigma with stigma studies.

6.Facial emotion recognition in children with autism spectrum disorder: Are emotional primes effective?
Ata Cantürk Doğrul, Banu Cangöz Tavat, Pınar Uran
doi: 10.5505/kpd.2024.55531  Pages 139 - 149
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda yüzden duygu tanıma problemlerini ve farklı duygusal hazırlayıcıların (görsel ve vokal hazırlayıcılar) bu eksikliği nasıl etkilediğini araştırmaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Yalnızca hazırlayıcı modalitesinin değiştiği, hazırlama görevi kullanılan iki ayrı deney gerçekleştirildi. Görevlerde görsel (Deney-1) veya vokal (Deney-2) duygusal hazırlayıcılar sunuldu. Ardından katılımcılardan, hazırlayıcılardan sonra sunulan yüzlerin duygu içerip içermediğine karar vermesi istendi.
BULGULAR: Her iki deneyde de otizm spektrum bozukluğu olan çocuklar sağlıklı akranlarına göre performansta bozulma gösterdi ve gruptan bağımsız olarak her iki deneyde de mutlu yüz avantajı görüldü. Otizm spektrum bozukluğunda üzgün ses tonu verildiğinde tepki süresi arttı. Ancak her iki grupta da hiçbir modalitede hazırlama etkisi görülmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Duygusal hazırlamanın sağlıklı kontrol grubu ve otizm spektrum bozukluğu olan çocukların tanıma performansı üzerinde etkisi yoktur. Üzgün vokal hazırlayıcı, otizm spektrum bozukluğu olan çocukların yüzleri tanıma yeteneği üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptir. Otizm spektrum bozukluğuna yönelik eğitim ve müdahale programlarında üzgün vokallerin etkileri de dikkate alınarak mümkün olduğunca mutlu ve nötr tonlara yer verilmelidir.
INTRODUCTION: This study investigated the facial emotion recognition problems in children with autism spectrum disorder and how different emotional primes (visual and vocal primes) affected this deficiency.
METHODS: Two separate experiments using the prime task were conducted in which only the prime modality was differentiated. Visual (Experiment-1) or vocal (Experiment-2) emotion primes were presented in the task. Then the participant decided whether the faces presented after primes had emotion.
RESULTS: In both experiments, children with autism spectrum disorder showed impaired performance compared to healthy peers, and a happy face advantage was seen in both experiments independent of the group. Reaction time increased in autism spectrum disorder when the sad vocal prime was given. However, the priming effect was not seen in any modality in either group.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Emotional priming has no effect on the recognition performance of healthy control and children with autism spectrum disorder. Sad vocal prime has a negative impact on children with autism spectrum disorder's ability to recognize faces. Happy and neutral tones as much as possible should be employed in the training and intervention programs for autism spectrum disorder, considering the effects of sad vocals.

7.The intolerance of uncertainty scale for children: Reliability, validity and adaptation study
Gülsen Erden, Cihat Çelik
doi: 10.5505/kpd.2024.48640  Pages 150 - 160
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, Çocuklar için Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği’nin (ÇBTÖ) Türkçe uyarlama çalışması yapılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın örneklemini 7-12 yaş arası (Ort.= 9.55, SS = 1.81) 282 çocuk ile onların ebeveynleri (Ort.= 36.84, SS = 7.04) oluşturmaktadır. Araştırmada, ÇBTÖ-Ebeveyn ve Çocuk Formu ile Spence Çocuklar İçin Kaygı Ölçeği-Ebeveyn (SÇKÖ-Ebeveyn) Formu kullanılmıştır. ÇBTÖ’nin güvenirliği kapsamında Cronbach Alfa iç tutarlılık ve iki yarı test güvenirlik katsayıları hesaplanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliği Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ile kapsama geçerliği ise ÇBTÖ ile SÇKÖ-Ebeveyn Formu arasındaki ilişkiler üzerinden değerlendirilmiştir.
BULGULAR: DFA analizleri sonucunda, ÇBTÖ’nün 12 maddelik kısa formunun iyi uyum değerlerine sahip olduğu ve hem tek faktörlü hem de iki faktörlü yapının doğrulandığı ortaya çıkmıştır. ÇBTÖ-12 Çocuk formu toplam puanı ile SÇİKÖ-Ebeveyn formunun alt faktörleri olan ayrılma kaygısı, panik atak, sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk ve agorafobi puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir (sırasıyla, r =.25, r =.37, r =.40, r =.25, r =.25; p<.001). Benzer şekilde, ÇBTÖ-12 Ebeveyn formu toplam puanı ile SÇİKÖ-Ebeveyn formunun tüm alt faktörleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir (sırasıyla r =.26, r =.32, r =.43, r =.31, r =.22; p<.001). Ölçeğin güvenirliği kapsamında yapılan değerlendirmeler sonucunda, ÇBTÖ-12’nin Çocuk formu için Cronbach Alpha katsayısı.91 ve Ebeveyn formu için.91 bulunmuştur. İki yarı test Spearman-Brown korelasyon katsayıları Çocuk formu için r =.89 ve Ebeveyn için r =.90 bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Elde edilen sonuçlar, ÇBTÖ-12’nin Ebeveyn ve Çocuk formunun Türkiye’deki çocukların belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerini değerlendirmede güvenilir ve geçerli sonuçlar ortaya koyduğunu göstermektedir.
INTRODUCTION: The aim of this study is to adapt the Intolerance of Uncertainty Scale for Children (IUSC) into Turkish.
METHODS: The sample of the study consists of 282 children aged 7-12 (M= 9.55, SD = 1.81) and their parents (M= 36.84, SD = 7.04). The Uncertainty Intolerance Scale (IUSC) for Children-Parent Form and Spence Anxiety Scale for Children-Parent (SASC-P) Form were used. The Cronbach Alpha internal consistency and two half test reliability coefficients were calculated for the reliability of the IUSC. Confirmatory Factor Analysis (CFA) was conducted for construct validity and the relationships between the IUSC and the SASC-Parent Form for content validity were evaluated.
RESULTS: The CFA analyzes revealed that the 12-item short form of the IUSC had good fit values, and one-factor and two-factor structure were confirmed. As a result of the analyzes significant correlations were found between the total score of the child and parent forms of IUSC-12 and the sub-factors of the SASC-P form, separation anxiety, panic attack, social phobia, obsessive compulsive disorder and agoraphobia scores (child form respectively, r =.25, r =.37, r =.40, r =.25, r =.25; p <.001; parent form respectively, r =.26, r =.32, r =.43, r =.31, r =.22; p <.001). The reliability analyzes revealed that Cronbach Alpha coefficient for the child form of the IUSC-12 short form was.91 and for the parent form.91. The two half-test Spearman-Brown correlation coefficients were found to be r =.90 for the child form and r =.90 for the parent.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results show that parent and child form of the IUSC-12 short form provide reliable and valid results in evaluating the intolerance of uncertainty levels of children in Turkey.

8.Readability levels of package leaflets of psychotropic drugs
Kerem Laçiner, Selçuk Özdin
doi: 10.5505/kpd.2024.53254  Pages 161 - 168
GİRİŞ ve AMAÇ: Bir metnin okunabilirliği bir dizi matematiksel formül kullanılarak objektif olarak ölçülebilmektedir. Psikiyatride hastaların bir ilacın etkilerini ve yan etkilerini doğru bir şekilde anlaması tedavi uyumu için çok önemlidir. Bu çalışmada, Türkiye’de güncel olarak kullanılan psikotrop ilaçların prospektüslerinin okunabilirlik düzeyini ölçmek ve ortalama olarak hangi yaş ve eğitim düzeyine uygun olduklarını belirlemek amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya erişkin psikiyatrisinde daha sık kullanıldığı düşünülen dört ana psikotrop ilaç grubu dahil edilmiştir. Bu gruplardaki ilaçların en güncel prospektüslerine Sağlık Bakanlığı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (https: //www.titck.gov.tr/kubkt) ve piyasadaki ilgili firmaların resmi web sitelerinden ulaşılmış ve bunların okunabilirlik düzeyi tespit edilmiştir. Çalışmada okunabilirlik düzeylerinin değerlendirilmesi için Ateşman ve Bezirci-Yılmaz tarafından geliştirilen formüller kullanılmıştır.
BULGULAR: Ortalama Ateşman okunabilirlik puanı 48,2 olarak saptanmıştır. Buna göre prospektüslerin okunabilirlikleri için 13. ila 15. sınıf düzeyinde eğitim gerektiği anlaşılmaktadır. Ortalama Bezirci-Yılmaz okunabilirlik puanı ise 13,2 olarak saptanmıştır. Buna göre de prospektüslerin okunabilirlikleri için yaklaşık olarak 13. sınıf, yani lisans düzeyinde eğitim gerektiği anlaşılmaktadır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Türkiye’deki ortalama eğitim düzeyi dikkate alındığında psikotrop ilaç prospektüslerinin okunabilirliği için gereken eğitim düzeyinin oldukça yüksek olduğu görülmüştür. Prospektüslerin okunabilirliklerinin artırılması, psikotrop ilaç kullanan hastaların tedavilerini anlamalarını kolaylaştırarak endişelerini azaltabilir, tedavi uyumlarını artırabilir ve dolayısıyla ruh sağlığının iyileşmesine yardımcı olabilir.
INTRODUCTION: The readability of a text can be measured objectively using a series of mathematical formulas. Patients' proper understanding of a drug's effects and side effects is essential for treatment compliance in psychiatry. This study aimed to measure the readability level of the package leaflets of psychotropic drugs currently used in Turkey and to determine at what average age and education level were appropriate.
METHODS: Four main psychotropic drug groups, which are thought to be used more frequently in adult psychiatry, were included in this study. The most recent package leaflets of the drugs in these groups were obtained from the official websites of the Ministry of Health, the Turkish Medicines and Medical Devices Agency (https: //www.titck.gov.tr/kubkt) and the relevant companies in the market, and their readability level was determined. The formulas developed by Ateşman and Bezirci-Yılmaz were used to evaluate readability levels in this study.
RESULTS: The average Ateşman readability points were determined to be 48.2. From this, it was understood that an education at the level of the 13th-15th grade was necessary for the readability of the package leaflets. The average Bezirci-Yilmaz readability points were determined to be 13.2, indicating that an education at the level of 13th grade, or further education, was necessary for the readability of the package leaflets.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The level of education required for readability of the psychotropic drug package leaflets was seen to be extremely high when the average level of education in Turkey was considered. Improving package leaflets' readability can reduce patients' concerns about psychotropic drugs by facilitating their understanding of the treatment. It can increase treatment compliance, thereby helping the recovery of mental health.

REVIEW
9.Peer support in mental health services: Familiar and brand new
Seda Attepe Özden, Seval Bekiroglu, Arif Haldun Soygur
doi: 10.5505/kpd.2024.78972  Pages 169 - 176
Son yıllarda ruh sağlığı hizmetlerinden yararlanan bireylerin deneyimlerinin ruh sağlığı alanında tedavi ve rehabilitasyon sürecine yansıdığı yaygın olarak kabul görmektedir. Bireylerin deneyimlerinin tedavi sürecine aktarılması, akran desteği kavramını ön plana çıkarmıştır. Akran desteği, ruh sağlığı ile ilgili kişisel deneyime sahip bireylerin, iyileşme sürecinde ruh sağlığı sorunlarına sahip diğer bireylere yardımcı olmak için bu deneyimsel uzmanlığı kullanmaları anlamını taşır. Akran desteği, ruh sağlığı sorunları bulunan bireylerin ortaklık kurmaları, karşılıklı olarak anlaşıldıklarını hissetmeleri ve duygusal yakınlık kurabilmelerine olanak sağlayan bir sistemdir. Akran desteğinin hem akran desteği sunan, hem de bu destekten yararlanan kişilere olumlu yönde katkılarının olduğu bilinmektedir. Akran desteği, bireysel arkadaşlık ilişkilerinden destek hizmeti sunan kişilerin kurumlarda istihdam edilmesine kadar uzanan geniş bir çerçevede ele alınmaktadır. Birçok ülkede akran desteği uygulamalarından ruh sağlığı hizmetlerinin bir bileşeni olarak yararlanılmaktadır. Dünya genelinde tedavi sürecinde akran desteğinin kullanılması tavsiye edilmektedir. Bu yazıda, akran desteği kavramının doğuşu, tanımı, türleri ve iyileşme sürecine sağlayabileceği katkılar ele alınmıştır.
In recent years, it is widely accepted that the experiences of individuals who benefit from mental health services are reflected in the treatment and rehabilitation process in the field of mental health. Transferring the experiences of individuals to the treatment process has put the concept of peer support at the forefront. Peer support means that individuals with personal experience in mental health use this experiential expertise to help other individuals with mental health problems during the recovery process. Peer support is a system that allows individuals with mental health problems to partner, feel understood by each other, and build emotional intimacy. It is known that peer support contributes in a positive direction to both those who provide peer support and those who benefit from this support Peer support is handled in a wide framework ranging from individual friendship relations to employment of support service providers in institutions. In many countries, peer support practices are used as a component of mental health services. It is recommended to use peer support during treatment throughout the world. This article discusses the birth, definition, types and contributions that the concept of peer support can make to the healing process.

LETTER TO EDITOR
10.Provocative repetitive transcranial magnetic stimulation to reduce craving in methamphetamine use disorder
Hilal Uygur
doi: 10.5505/kpd.2024.50455  Pages 177 - 180
Abstract |English PDF

LookUs & Online Makale