ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153 | English
 
Cilt : 21   Sayı : 2   Yıl : 2018
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


 
J Clin Psy: 21 (1)
Cilt: 21  Sayı: 1 - 2018
Özetleri Gizle | << Geri
EDITÖRDEN
1.
Hakikat acı verdiği kadar da iyileştirir
Truth heals as much as it hurts
Burhanettin Kaya
Sayfalar 5 - 6 (154 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA MAKALESI
2.
Suça Sürüklenen Çocuklarda Psikiyatrik Bozukluklar, Sosyodemografik Özellikler ve Risk Faktörleri (Turkish)
Psychiatric Disorders, Sociodemographic Features and Risk Factors in Children Driving to Committing Crime (Turkish)
Murat Eyüboğlu, Damla Eyüboğlu
doi: 10.5505/kpd.2018.02997  Sayfalar 7 - 14 (369 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmanın amacı; çocuk psikiyatrisine işledikleri iddia olunan suç nedeniyle adli değerlendirme amacıyla getirilen çocukları psikiyatrik açıdan değerlendirmektir. Ayrıca, bu çocukların psikiyatrik bozukluklarını, suç özellikleri, sosyodemografik verileri ve çocukları suça iten faktörlerinin değerlendirilmesi ve hekim tarafından düzenlenen adli rapor sonuçlarının incelenmesi diğer amaçlar arasındadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya güvenlik güçleri tarafından işledikleri iddia olunan fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olup olmadığının değerlendirilmesi için getirilen 204 çocuk alınmıştır. Çocuklarda bulunabilecek herhangi bir psikiyatrik bozukluğun belirlenmesi amacıyla tüm çocuk ve aileleri ile yapılandırılmış bir görüşme olan Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu ölçeği uygulanmış ve sosyodemografik veri formu doldurulmuştur.
BULGULAR: Suça sürüklenen çocukların %47'sinin (n=96) en az bir psikiyatrik bozukluğu vardı. En sık görülen bozukluklar Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ve Davranım Bozukluğu idi. Bu çocukların hemen hepsi daha önce tedavi almamıştı. Çocukların %45'i okula devam etmiyor, %40'ı sigara kullanıyordu. Ayrıca büyük çoğunluğu düşük sosyoekonomik seviye ailelere sahip bu çocukların ebeveynlerinde de eğitim seviyesi oldukça düşüktü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Erkek olmak, düşük sosyoekonomik aile yapısına sahip olmak, kalabalık ailede yaşamak, sigara-madde kullanmak, okula devam etmeme ve düşük eğitim seviyesine sahip ebeveyne sahip olmanın suça yönelme ile ilişkili önemli faktörler olduğu belirlenmiştir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to examine children driving to committing crime who were brought to psychiatry clinic for forensic evaluation because of the crimes they committed to. Additionally, evaluation of these children's psychiaytric disorders, crime characteristics, sociodemographic data, factors driving to committing crime and forensic reports arranged by the physician were other aims.
METHODS: In this study 204 children, who were brought to the clinic in order to be evaluated whether they perceive the legal meaning and consequences of that action or possess sufficient ability to channel their behaviors, were included. In order to diagnose any psychiatric disorder, a structured interrogation schedule for affective disorders and schizophrenia for present and lifetime was applied all children and families and sociodemographic data form was completed.
RESULTS: At least one psychiatric disorder was present in 47% (n =96) of children driving to committing crime. The most common disorders were Attention Deficit and Hyperactivity Disorder and Conduct Disorder. Almost none of them have been treated before. 45% of them dropped out their school, and 40% were smoking. Additionally, most of their parents who had low socio-economical level also had very low education level.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was determined that being male, living in a low socioeconomic family environment, living in large families, using drugs, smoking, not attending school and having parents with low education level were significant related factors for juvenile delinquency.

3.
Sentetik Kannabinoid Kullanan Genç Yetişkin Erkeklerde Sosyo-demografik ve Klinik Özellikler (English)
Socio-demographic and Clinical Features of Young Adult Males Using Synthetic Cannabinoid (English)
Taner Öznur, Havva Öznur, Abdullah Bolu, Cemil Çelik, Kamil Nahit Özmenler
doi: 10.5505/kpd.2018.07269  Sayfalar 15 - 23 (204 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Sentetik Kannabinoid (SK), kullanımı tüm dünyada yaygınlaşmaktadır. Kullanıcı profillerini ortaya koyan çalışmalar maddenin özellikle genç erkekler arasında yaygınlaştığını göstermektedir. Ülkemizdeki SK kullanıcılarının sosyo-demografik, klinik özelliklerini ve madde kullanımına yönelik motivasyonlarına yönelik bilgiler kısıtlıdır. Öte yandan SK kullanımına bağlı akut intoksikasyon belirtilerine dair bilgilerin artmasına karşın uzun süreli SK kullanımına bağlı bedensel ve psikiyatrik sonuçlar ile yol açtığı işlev kayıpları hakkında bilinenler yetersizdir. Bu çalışmada, SK kullanımıyla ilişkili sosyo-demografik, klinik özellikler ile SK kullanımının yol açtığı olumsuz sonuçların araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya Kasım 2014-Nisan 2015 tarihleri arasında SK kullanımı nedeniyle psikiyatri polikliniğine başvuran SK kullanım kozukluğu tanısı konulan 166 erkek hasta alındı. Hastaların sosyodemografik bilgileri, madde kullanım özellikleri, ailesel madde kullanımı, madde kullanma gerekçeleri, tıbbi özgeçmişi, madde kullanımına bağlı yaşanan sorunlar ve istismar öyküsü sorgulandı.
BULGULAR: SK kullanımına başlama yaşı 17.25±2.30 olarak bulundu. SK kullanım süresi 3.79±2.15 yıldı. SK kullanımına en sık, sigara (%95.8) ve kannabis (%88.6) kullanımının eşlik ettiği bulundu. %62.7’inde SK kullanımına bağlı intihar düşüncesi geliştiği belirlendi. Psikiyatrik yan etkiler içerisinde en sık öfori, hallüsinasyon, şüphecilik ve intihar düşüncesinin geliştiği saptandı. Uzun süreli SK kullanımına bağlı olarak olguların yaklaşık 1/3’nün iş kaybı ve yasal sorun yaşadığı bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: SK kullanıcılarının sosyo-demografik özelliklerinin ve kullanma gerekçelerinin belirlenmesi, etkin müdahale programlarının geliştirilmesine katkıda bulunabilir. Ayrıca SK’lerin uzun süreli kullanımının yol açtığı olumsuzlukların ortaya konulmasının bu psikotrop ajanların popülerliğine katkıda bulunan doğal ve zararsız ürünler olduğu yönündeki genel kanının değişimine katkıda bulunabileceği değerlendirilmektedir.
INTRODUCTION: Synthetic Cannabinoid (SC) use is becoming more widespread throughout the world. Studies that revealed user profiles indicate that the drug is especially popular among young men. Knowledge on socio-demographic, clinical characteristics and motivation for SC users in our country is limited. On the other hand, in spite of the increase of information known about symptoms of acute intoxication of SC use, physical and psychiatric consequences and loss of function due to long-term use of SC is limited. In this study, we aimed to investigate socio-demographic and clinical characteristics associated with SC use and the negative consequences caused by the use of SC.
METHODS: 166 male patients who admitted to the psychiatric outpatient clinic due to SC use disorder between November 2014 to April 2015 were enrolled in the study. Demographic data of patients, substance use characteristics, familial substance use, reasons for substance use, medical history, the problems related to drug use was questioned.
RESULTS: The age of onset for SC use was found to be 17.25 ± 2.30. SC using duration was 3.79 ± 2.15 years. The most common agents accompanying SC use were smoking (95.8%) and cannabis (88.6%). It was determined that 62.7% developed suicidal ideas due to SC use. Among psychiatric side effects, most common were euphoria, hallucinations, skepticism and suicidal ideation. About 1/3 of cases were found to live loss of business and legal issues depending on long-term SC use. 76.5% of the patients' consumed SC through inhalation and 22.9 % orally. It was determined that oral users began SC use at an earlier age than users via inhalation.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Despite the physical, mental, occupational, social and legal problems caused by the use of SC, it has become an important public health problem, especially among young men. Effective intervention programs for the use of outbreaking SCs need to be developed.

4.
Suçluluk Ölçeği'nin Türkçe formunun psikometrik özelliklerinin klinik olmayan örneklem ve depresyon örnekleminde yeniden değerlendirilmesi (Turkish)
Re-examining psychometric properties of the Turkish form of the Guilt Inventory in a non-clinical and depression sample (Turkish)
Burçin Akın, Bikem Hacıömeroğlu, Müjgan İnözü
doi: 10.5505/kpd.2017.52523  Sayfalar 24 - 37 (222 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Suçluluk, bireyin içsel değerlerine ve yargılarına ya da toplum tarafından benimsenmiş standartlara uyarak yaşamadığı ya da bunları ihlal ettiği durumlarda çıkan, güçlü, yoğun ve olumsuz bir duygu olarak tanımlanmaktadır. Bu araştırmanın amacı, Kugler ve Jones tarafından geliştirilmiş olan Suçluluk Ölçeği’nin faktör yapısını doğrulayıcı ve açımlayıcı faktör analizleri ile değerlendirmek ve oluşturulan Türkçe formun psikometrik özelliklerini depresyon tanısı almış klinik örneklemde ve sağlıklı örneklemde yeniden incelemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın örneklemini 448 üniversite öğrencisi, herhangi bir tanı almamış 107 sağlıklı kontrol ve depresyon tanısı almış 56 yetişkin oluşturmuştur. Katılımcılardan Suçluluk Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Tiksinme Ölçeği-Revize Edilmiş Form ve Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri-Durumluk Kaygı Formu’ndan oluşan ölçek setini doldurmaları istenmiştir.
BULGULAR: Yapılan analizler ölçeğin orijinal formunun Türkiye örnekleminde istenir düzeyde çalışmadığına, bunun yerine 35 maddelik ve 3 alt ölçekli yeni formun Türk kültüründe daha iyi çalıştığına işaret etmektedir. Yapılan grup karşılaştırmaları ve korelasyon analizi sonuçları ölçeğin birleşen, ayırt edici ve ölçüt geçerliğinin tatmin edici düzeyde olduğunu göstermiştir. Ölçeğin iç tutarlılık katsayıları, toplam madde korelasyonları ve Guttman iki yarım test güvenirliği Türkçe formun orijinal formla kıyaslanabilir düzeyde güvenirlik değerlerine sahip olduğuna işaret etmektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yapılan analizler, Suçluluk Ölçeği’nin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu göstermiştir.
INTRODUCTION: In the most general sense, guilt is conceptualized as a strong, intense and negative emotion that quickly emerges when people do not live up according to internal values, judgements and social standards or violate them. The aim of the present study was to investigate the factor structure of Guilt Inventory that developed by Kugler and Jones with confirmatory and explanatory factor analyses and reevaluate the psychometric properties of the new Turkish form in depression and non-clinical samples.
METHODS: For this purpose, 448 university students, 107 healthy controls and 56 adults diagnosed with depression were asked to fill out the questionnaire set consisted of the Guilt Inventory, Beck Depression Inventory, Disgust Scale- Revised Form and The State-Trait Anxiety Inventory-State Anxiety Form.
RESULTS: According to the results, original form of Guilt Inventory did not work at the desired level in Turkish culture. Confirmatory and exploratory factor analyzes revealed that the new form with 35 items and 3 subscales works much more appropriately. The analyses of group comparison and correlations with other scales indicated that Turkish version of the Guilt Inventory had satisfactory convergent, divergent and criterion validity. Additively, internal consistency, item-total correlations and Guttman split-half reliability coefficients showed that the Turkish form of Guilt Inventory had good reliability values which were comparable to the original version of the scale.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In conclusion, results revealed that the Turkish version of Guilt Inventory is a reliable and valid measurement tool.

5.
Meme Kanseri Olan Kadınlarda Bireysel, Çevresel ve Olaya Dair Faktörler ile Travma Sonrası Gelişim İlişkileri Arasında Başa Çıkma Stillerinin Aracılık Rolü (English)
The Mediating Role Of Coping Styles In Personal, Environmental and Event Related Factors and Posttraumatic Growth Relationships Among Women With Breast Cancer (English)
Zümrüt Bellur, Arzu Aydın, Emre Han Alpay
doi: 10.5505/kpd.2018.65365  Sayfalar 38 - 51 (300 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmanın amacı meme kanseri hastalarında çevresel, bireysel ve olaya dair faktörlerin travma sonrası gelişim ile olan ilişkisini incelemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma kemoterapi tedavisi ya da rutin kontrolleri için hastaneye gelen 134 kadın ile yürütülmüştür. Çalışma kapsamında Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği, Olay Etkisi Ölçeği Gözden Geçirilmiş Formu, Travma Sonrası Gelişim Ölçeği, Başa Çıkma Yolları Envanteri, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Genel Özyeterlilik Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır.
BULGULAR: T-testi analizi sonuçlarına göre tanı almanın üzerinden geçen zaman arttıkça aileden algılanan sosyal desteğin arttığı görülmüştür. Tanı almadan önce travma deneyimi olan katılımcılar daha çok çaresiz başa çıkma sitili kullanırken, tanı öncesinde travma yaşamamış olanlar daha çok problem odaklı başa çıkma stili kullanıp daha yüksek travma sonrası gelişim rapor etmişlerdir. Aracılık testi sonuçları problem odaklı başa çıkma stilinin; çift uyumu-travma sonrası gelişim; aileden algılanan sosyal destek-travma sonrası gelişim; genel özyeterlilik-travma sonrası gelişim ilişkilerinde tam aracılık rolü olduğunu göstermiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmanın bulguları kanser hastalarına yönelik daha iyi baş etme yolları ve travma sonrası gelişim geliştirebilmelerine yardımcı olabilecek müdahaleler geliştirilebilmesi açısından önemlidir. Ayrıca çalışma meme kanseri hastalarında travma sonrası gelişim ile evlilik uyumu ve evlilik doyumu arasındaki ilişkinin Türkiye’de çok az çalışılan bir konu olmasından dolayı önemlidir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to examine the effects of environmental, personal and event related factors on posttraumatic growth in breast cancer patients.
METHODS: The study was conducted with 134 women who are undergoing chemotherapy treatment or coming to the hospital for their routine controls. Revised Dyadic Adjustment Scale, The Impact of Event Scale, Posttraumatic Growth Inventory, Ways of Coping Inventory, Multidimensional Scale of Perceived Social Support, The General Self-Efficacy Scale-Turkish Form and Demographic Information Form was used.
RESULTS: Acoording to t-test analyses as the time passage from the diagnosis increases the perceived social support from the family members is increasing. Also while the group that had previous trauma experiences uses more helplessness coping styles, the group that had no previous trauma experience uses more problem focused coping style and showed greater posttraumatic growth. Results of the mediation analyses showed that problem focused coping has a mediator role in dyadic adjustment- posttraumatic growth; perceived social support from the family- posttraumatic growth; and self-efficacy- posttraumatic growth relationships
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results of the current study are important in terms of developing new intervention programs that will help breast cancer patients to develop posttraumatic growth and also to better cope with cancer. This study is also important because the effect of marital adjustment and marital satisfaction on posttraumatic growth in breast cancer patients is an issue which is not well studied with Turkish sample.

6.
Bilişsel Abartma Tarzı Ölçeği (BATÖ) Türkçe Formu’nun Psikometrik Özellikleri (Turkish)
Psychometric Properties of the Turkish version of Looming Maladaptive Style Questionnaire (LMSQ) (Turkish)
Ayşe Altan Atalay, Dilek Sarıtaş Atalar
doi: 10.5505/kpd.2017.44227  Sayfalar 52 - 60 (192 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Bilişsel yatkınlığı inceleyen çalışmaların çoğunlukla depresyona karşı bilişsel yatkınlığa odaklandığı, kaygıyı ise depresyonla örtüşmesi üzerinden açıkladıkları dikkat çekmektedir. Bilişsel Abartma Tarzı (BAT) sadece kaygıya ait bir bilişsel hassasiyet modeli olarak öne sürülmüştür. Bu modele göre, bilişsel abartma eğilimi olan kişiler çevredeki tehlikeleri gerçekte olduklarından daha şiddetli olarak değerlendirir ve çevreden gelecek olan tehdit işaretlerine karşı sürekli tetikte olur. Bu hassasiyet kaygı bozukluklarının ortaya çıkmasında ve sürdürülmesinde oldukça etkilidir. Bilişsel abartma tarzını değerlendirmek için iki faktörlü Bilişsel Abartma Tarzı Ölçeği (BATÖ) geliştirilmiştir. Bu çalışmada ölçeğin Türkçe’ye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın örneklemini yaşları 18-29 arasında değişen 657 üniversite öğrencisi (363’ü kadın) oluşturmaktadır. Katılımcılara BAT֒nün yanı sıra kaygı ve depresyon ölçekleri de uygulanmıştır.
BULGULAR: Ölçeğin sosyal ve fiziksel abartma tarzlarını içeren ikili faktör yapısı doğrulayıcı faktör analizi ile doğrulanmıştır. Ek olarak, toplam puan ve altölçek puanları diğer değişkenlerle anlamlı ilişki içinde bulunmuştur ve güvenirlik puanlarının orijinal çalışma ve diğer dillerdeki versiyonları ile paralel olması ölçeğin güvenirliğini desteklemektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bilişsel abartma tarzı ölçeği Türkiye örnekleminde desteklenen geçerli ve güvenilir bir ölçektir.

INTRODUCTION: Most of the studies that examine cognitive vulnerability tend to focus on cognitive vulnerability for depression and explain anxiety through its intersection with depression. Looming Cognitive Style (LCS) was suggested as a cognitive vulnerability model that is specific for anxiety. According to the model, people who have looming vulnerability tend to evaluate the threats coming from the environment as more overwhelming than they actually are and are constantly hypervigilant to the threat cues that may come from the environment. This pattern plays an important role in both generation and maintenance of anxiety disorders. A two-factor looming vulnerability scale was developed to assess looming cognitive style and the present study aims to adapt the scale into Turkish and examine its psychometric characteristics.
METHODS: The sample is composed of 657 university students between the ages of 18 and 29. The participants were administered LMSQ as well as scales that assess anxiety, depression, and worry.
RESULTS: Confirmatory factor analysis results supported the original factor structure of the scale providing two distinct, but correlated factors as social and physical looming. In addition to that, total score and subscale scores had moderate to high correlations with other study variables and reliability scores appearing close to the original form provides support for the reliability of the scale.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The Turkish version of the LMSQ is a reliable and valid scale that can be used with Turkish population.


7.
Bir Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü Öğrencilerinin Merhamet Düzeylerinin İncelenmesi (Turkish)
The Investigation Of Compassion Level Of Nursing Students In A Health College (Turkish)
Nurhan Çingöl, Ebru Çelebi, Seher Zengin, Mehmet Karakaş
doi: 10.5505/kpd.2018.65487  Sayfalar 61 - 67 (326 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmanın amacı, bir sağlık yüksekokulu hemşirelik bölümü öğrencilerinin merhamet düzeyleri ve merhamet düzeylerini etkileyen faktörleri belirlemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı nitelikteki çalışma, bir sağlık yüksekokulunun hemşirelik bölümünde yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak, araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda oluşturulan, “Tanıtıcı Bilgi Formu” ve Pommier (2010) tarafından geliştirilen “Merhamet Ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin analizleri bir istatistik paket programında frekans, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis H Testi, Bonferroni Düzeltmesi, Spearman Korelasyon testleri kullanılarak yapılmıştır.
BULGULAR: Araştırmanın örneklemini 494 öğrenci oluşturmuştur. Öğrencilerin %83.6’sının kadın ve %26.7’sinin 4.sınıf öğrencisi olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin merhamet ölçeği puan ortalaması 4.19±0.44 olarak tespit edilmiştir. Ölçekten alınan puanlara bakıldığında; cinsiyete göre umursamazlık, bağlantısızlık, bilinçli farkındalık, ilişki kesme alt boyutları ve ölçek genel puanı açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Ayrıca sınıflara göre bilinçli farkındalık alt boyutu ve öğrencilerin gelir durumlarına göre paylaşımların bilincinde olma alt boyutu açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Öğrencilerin merhamet düzeylerinin cinsiyet, sınıf ve gelir durumu değişkenleri açısından farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, ölçekten alınabilecek en yüksek puanın 5 olması göz önünde bulundurulduğunda öğrencilerin merhamet düzeylerinin yüksek olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın daha geniş örneklem gruplarında yapılması önerilebilir.
INTRODUCTION: The aim of this study is to determine the level of compassion and the factors that affect the level of compassion of nursing students in a health college.
METHODS: The descriptive study has been conducted in a nursing department of a health college. "Introductory Information Form" by the researchers in accordance with the literature and developed by Pommier (2010) "Compassion Scale" has been used as the data collection tool. Analyzes of the data were conducted by using frequency, Mann-Whitney U Test, Kruskal-Wallis H Test, Bonferroni Correlation, Spearman correlation tests in a statistical package program.
RESULTS: The sample of the research has been consisted of 494 students. It has been determined that 83.6% of the students were female and 26.7% of them were 4th grade students. The mean score of the students' compassion scale was determined as 4.19 ± 0.44. Considering the scores received from the scale; statistically significant difference has been determined in terms of negligence according to the sex, indifference, separation, mindfulness, disengagement subscales and scale overall score. In addition, statistically significant difference has been determined in terms of mindfullness sub-dimension according to the classes. There was a statistically significant difference in the subscale of common humanity according to the income status of the students.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It has been determined that the levels of compassion of the students differ in terms of gender, class and income status. Considering the highest score that can be received from the scale to be 5 in the direction of the findings obtained from the research, it is seen that the levels of compassion of the students are high. This study may be suggested to be performed in larger sample groups.

8.
Baş ağrısı olan ve olmayan grupların Geştalt temas biçimleri, öfke ve anksiyete düzeyleri açısından incelenmesi (Turkish)
An examination of Gestalt contact styles, anger and anxiety levels of headache and non headache groups (Turkish)
Çiğdem Kudiaki, Nilhan Sezgin
doi: 10.5505/kpd.2017.42104  Sayfalar 68 - 78 (206 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Birincil baş ağrısı bozukluklarının en büyük bölümünü oluşturan migren ve gerilim tipi baş ağrılarında psikolojik faktörlerin önemi ve psikoterapi uygulamalarının yararı tutarlı olarak bildirilmektedir. Geştalt terapi yaklaşımında da, bedensel rahatsızlıklar ve bedene yönelik çalışmalar özel bir öneme sahiptir ve baş ağrısı gibi psikolojik etkenler tarafından oldukça ilişkili olan fiziksel rahatsızlıkların Geştalt temas biçimleri ile ilgili olabileceği varsayılmaktadır. Bu çalışma baş ağrısı olan ve olmayan gruplarda Geştalt temas biçimlerini, öfke ve anksiyete düzeylerini incelemek ve temas biçimlerini yordayan değişkenleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Migren ve gerilim tipi baş ağrısı olan ilk grupta 161 (141 kadın/20 erkek) katılımcı, baş ağrısı olmayan grupta ise 126 (94 kadın/32 erkek) toplam 287 katılımcı bulunmaktadır. Katılımcılar, Geştalt temas biçimleri, öfke ve anksiyete düzeyleri açısından karşılaştırılmıştır. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Geştalt Temas Biçimleri Ölçeği-Yeniden Düzenlenmiş Formu, Çok Boyutlu Öfke Ölçeği ve Beck Anksiyete Envanteri kullanılarak elde edilmiştir.
BULGULAR: Baş ağrılı grubun kendine döndürme, saptırma ve duyarsızlaşma temas biçimlerini baş ağrısı olmayanlara göre daha sık kullandıkları, öfke ve anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmektedir. Geştalt temas biçimlerini yordayan değişkenler incelendiğinde, kişinin kendisine, diğerlerine ve dünyaya yönelik olumsuz düşüncelerinin kendine döndürme ve saptırma temas biçiminde önemli bir yordayıcı olduğu, kaygılı tepkilerin azalarak sakin tepkilerin azalmasında duyarsızlaşma temas biçiminin rol oynadığı görülmektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Temas biçimlerinin işlevsel kullanılmadığı durumlarda, öfke ve anksiyete yaşantılarının migren ve gerilim tipi baş ağrılarında olumsuz etkilerinin olabileceği görülmektedir. Bu sonuçların gelecekte baş ağrısına yönelik oluşturulacak Geştalt terapi temelli psikoterapi müdahalelerine zemin yaratması açısından önemli olacağı düşünülmektedir.
INTRODUCTION: In migraine and tension type headaches, which constitute the largest part of primary headache disorders, the importance of psychological factors and psychotherapy applications are reported consistently. In the gestalt therapy approach, studies on physical disorders and body have a special precaution and it is assumed that the physical disorders that are highly related to psychological factors such as headache may be related to Gestalt contact patterns. This study was conducted to investigate Gestalt contact patterns, anger and anxiety levels, and to identify variables that predict contact patterns in the groups with and without headache.
METHODS: : In the first group, migrain and tension type headache, there were 161 (141 female/20 male) participants and in the group without headache there were 126 participants (94 female/32 male). There were 287 participants in total. Data was collected through Personal Information Form, Gestalt Contact Styles Scale – Revised Form, Multidimensional Anger Scale and Beck Anxiety Inventory.
RESULTS: The comparisons of groups in terms contact styles, anger and anxiety yields that the individuals in headache group engage in retroflection, deflection and desensitization contact styles more than individuals who do not have headaches and they have higher anger and anxiety levels. Similarly, the results of the regression analysis show that the negative attitudes towards oneself, others and the world are an important predictor of retroflection and deflection contacts styles. Also, the attitude of desensitization seems to play a role in decreasing anxious reactions and decreasing quiet responses.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results indicate that unhealthy contact styles, anger and anxiety experiences have negative effects on headache. Thus, Gestalt therapy based psychotherapy techniques can me recommended to be an important foundation for treatment of headaches.

DERLEME
9.
Grup psikoterapisi uygulamalarının etik kurallar bağlamında incelenmesi (Turkish)
Evaluating group psychotherapy applications in the context of ethical rules (Turkish)
Cansu Alsancak Akbulut
doi: 10.5505/kpd.2017.36035  Sayfalar 79 - 88 (244 kere görüntülendi)
Grup psikoterapisinde etik uygulamalar karmaşık ve öngörülemez bir yapı gösterebilmektedir. Grup psikoterapisi uygulamalarında grup üyelerinin kendilerini terapist dışında birçok kişiye açmalarının beklenmesi, hasta-terapist ilişkisinin birçok yeni etkileşimi barındıran bir boyut kazanması, terapistin kontrolünün dışındaki olayların bireysel terapiye göre daha fazla olması ve grup üyelerine yarar sağlamanın sekteye uğrayabileceği daha fazla ihtimalin doğması; grup psikoterapilerinin etik uygulamalar açısından kırılgan bir yapı göstermesine neden olabilmektedir. Bu nedenle, grup psikoterapi sürecinin etik bağlamda incelenmesi, bu süreçte etik ikilemlerin ortaya çıkabileceği durumların farkında olunması ve bu durumlarda atılacak adımların önceden belirlenmesi önem kazanmaktadır. Etik farkındalığın kazanılmasının temelini etik kuralları içselleştirme ve bu kuralları farklı bağlamlara hastaların yararına olacak şekilde uygulayabilme becerileri oluşturmaktadır. Bu bilgiler ışığında, bu derleme çalışmasında grup psikoterapi süreçlerine dikkat çekilerek, etik ikilemlerin ortaya çıkabileceği durumlardan terapistin yetkinliği, grubun oluşturulması süreci, bilgilendirilmiş onam, gizlilik, kayıt tutma, mali konular, çoklu ilişkiler ve psikoterapiyi sonlandırma konularına değinilmiş ve bu konular etik uygulamalar bağlamında incelenmiştir. Ayrıca, derlenen bilgilerin bir sentezine yer verilmiş, geçmiş çalışmalarda görülen sınırlılıklardan bahsedilmiş ve etik ilkelerin grup psikoterapilerinde incelenmesine yönelik olarak gelecek çalışmalara önerilerde bulunulmuştur.
Ethical applications in group psychotherapy are known as complex and unpredictable processes. Group psychotherapy is fragile in ethical applications for several reasons. First, group members disclosure themselves not only to therapist but also other group members. Second, therapist-patient relationship includes several different interactions, which include other group members. Third, there are much more situations that therapist may not take control in group psychotherapy. Finally, there are much more possibilities in group psychotherapy that interrupt the effectiveness of the psychotherapy process. Therefore, the processes of examining group psychotherapy in terms of ethical dilemmas, becoming aware of the situations that create ethical dilemmas, and specifying the actions to be taken in these situations become prominent. Internalization of the ethical rules and applying these rules to different situations for the sake of patients constitute the basis of ethical awareness. Therefore, educating professionals regarding ethical issues in group psychotherapy and developing an ethically-sensitive atmosphere in the psychotherapy applications are important. In light of these information, the present review focuses on the group psychotherapy processes. Specifically, the situations that may create ethical dilemmas (therapist’s competence, forming the group, informed consent, confidentiality, note taking, financial issues, multiple relationships, and termination process) were reviewed. In addition, a general synthesis was made, the limitations of the previous studies were declared and suggestions for future studies were added.

10.
Batı Ortaçağından Günümüze Uzanan Bir Kurum: Bethlem/Bedlam Akıl Hastanesi (Turkish)
An Institution from the Western Middle Ages to the Present: Bethlem/Bedlam Mental Hospital (Turkish)
Abdullah Yıldız
doi: 10.5505/kpd.2017.52724  Sayfalar 89 - 97 (203 kere görüntülendi)
Bethlem Akıl Hastanesi, Batı Ortaçağından günümüze kadar varlığını kesintisiz sürdürmüş bir kurumdur. Dolayısıyla Batı tıp düşüncesinin evrimsel gelişimini göstermesi bakımından bilgi sunacağı düşünülmüştür. Geçmişi 1247 tarihine kadar uzanan bu kurum, bir manastır olarak kurulmuştur. Bu özelliği ile ortaçağ ve erken modern dönem tıp kavrayışı ile dinsel öğelerin iç içe geçişinin örneğini oluşturmaktadır. Zaman içinde daha seküler bir yöne evrilmiş olsa da, yardım kuruluşu olma ve kamusal hizmet verme fonksiyonunu sürdürmesi ile yeni kurumlardan farklılaştığını söylemek mümkündür. Zaman içinde mekan değişiklikleri ile eş zamanlı olarak fonkisyonel dönüşümler de yaşamıştır. Kesintisiz olarak uzun süre varlığını sürdüren bu kurum, sanat ve edebiyat gibi alanlarda da ilgi çekmiş, fakat hakkında sıklıkla olumsuz mitler ortaya çıkmıştır. Özellikle XIX. yüzyılın ortalarından itibaren tıbbi otoritesi artmış, buna paralel olarak saygınlığı da artmıştır. Makalede, kurumun tarihsel gelişimi, fonksiyonel dönüşümü, sanat ve edebiyat gibi alanlarda gördüğü ilgi genel hatları ile aktarılmaya çalışılmıştır.
The Bethlem Mental Hospital is an institution that has continued its existence from the Western Middle Ages to today. Therefore, it is thought that it will provide information about the evolutionary development of the Western medicine thought. This institution dates back to 1247 and was established as a monastery. It is an example of intertwining the Middle Age and early modern medicine and religious items. Although it evolved in a more secular direction over time, it is possible to say that it differs from new organizations as it’s a charitable organization and continues the function of public service. The institution, which undergone locality changes over time, was also functionally transformed at the same time. This institution, which sustained its uninterrupted and prolonged existence, attracted interest in areas such as art and literature but negative myths often arose about it. Especially since the middle of the 19th century, it’s medical authority increased, and accordingly, its prestige increased. In the article, historical development of the institution, it’s functional transformation, interests in fields such as art and literature have been tried to be expressed in general terms.

OLGU SUNUMU
11.
Charles Bonnet Sendromu: Bir Olgu Sunumu (Turkish)
Charles BonnetSyndrome: A Case Report (Turkish)
Ayşe Çakır, Demet Sağlam Aykut, Filiz Civil Arslan, Ahmet Taner Uysal
doi: 10.5505/kpd.2018.02986  Sayfalar 98 - 101 (276 kere görüntülendi)
Giriş: Charles Bonnet Sendromu; bilişsel yetileri sağlam olan ve psikiyatrik bozukluk veya nörolojik lezyon/anormallik bulgusu olmayan görme engelli bireylerde gelişen görme varsanıları olarak tanımlanmıştır. Bu sunumda; bilateral primer optik atrofiye ikincil gelişmiş görme varsanıları olan ve Charles Bonnet Sendromu olarak değerlendirilen bir olgu tartışılmıştır.

Olgu Sunumu: 74 yaşında erkek, okur-yazar, evli, emekli. Otuz yıl önce geçirdiği araç dışı trafik kazasına bağlı olarak hastada bilateral optik sinir hasarı gelişmiş. Yıllar içerisinde hastanın görme kaybı artmış. 5 yıl önce glokom tanısı alan hasta, son 2 yıldır gündelik gereksinimlerini karşılayamaz hale gelmiş. Hasta son 3 aydır, özellikle akşamları artan, diğer insanların görmediği farklı boyutlarda fareler görmeye başlamış. Bu şikayetler ile kliniğimize başvuran hastanın gerekli psikiyatrik, nörolojik ve oftalmik değerlendirilmeleri yapıldı. Oftalmik muayenede “her iki gözde ışık hissinin negatif olduğu” tespit edildi. Hasta Charler Bonnet Sendromu olarak değerlendirilip tedavisi düzenlendi.

Tartışma: Daha önceki çalışmalarda, Charlet Bonnet Sendromuna sahip çoğu hastanın, psikiyatrik hastalık ile damgalanmamak için, belirtilerini aile bireylerine veya hekimlerine bildirmedikleri belirtilmiştir. Bu olgu sunumu ile özellikle hekimler arasında bilgi eksikliği olabilen ve yanlış tanı alabilme ihtimali yüksek olan bu gibi olgulara uygun yaklaşımlarda bulunabilmenin önemi vurgulanmaya çalışılmıştır.
Introduction: Charles Bonnet Syndrome is defined as visual hallucination in visually impaired individuals who have intact cognitive skills and who have no psychiatric disorder or neurological lesion/abnormality finding. In this presentation; a case with bilateral primary optic atrophy secondary visual hallucination has been evaluated as Charles Bonnet Syndrome and has been discussed this case.

Case Report: A 74-year-old male, literate, married, retired. Bilateral optic nerve damage has developed in the patient due to a car accident that occurred 30 years ago. The patient who has been diagnosed with glaucoma 5 years ago has been unable to meet his daily needs for the last 2 years. The patient has begun to see mice that other people have not seen in the last 3 months. Necessary psychiatric, neurological and ophthalmic evaluations of the patient who applied to our clinic with these complaints were performed. In the ophthalmic examination performed; light sensation was reported as negative in both eyes. The patient was treated as Charles Bonnet Syndrome and the out patient clinic was treated.

Discussion: Previous studies have indicated that most patients with Charlet Bonnet Syndrome didn’t report their symptoms to family members or physicians in order not to be stigmatized by psychiatric illness. This case report emphasizes the importance of being able to find appropriate approaches to such cases, which may be lack of information between physicians and which are likely to be misdiagnosed.

12.
Valproik Asit Kullanımına Bağlı Gelişen Hiperamonyemik Ensefalopati: Olgu Sunumu (Turkish)
Valproic acid induced hyperammonemic encephalopathy: A case report (Turkish)
Ferda Apa, Figen Çulha Ateşci, Gülfizar Sözeri Varma
doi: 10.5505/kpd.2018.19970  Sayfalar 102 - 106 (203 kere görüntülendi)
Valproik asit (VPA), çeşitli psikiyatrik ve nörolojik durumlarda yaygın olarak kullanılan antikonvülzan ve duygudurum düzenleyicisidir. Geniş terapötik penceresiyle güvenli bir ilaç olduğu düşünülmektedir. Nadiren valproat kullanımına bağlı hiperamonyemi gelişebilmekte ve VPA ile indüklenen ve karaciğer dışı nedenlerden kaynaklanan hiperamonyemi deliryum oluşturabilmektedir. Bu durumun zamanında fark edilmemesi ensefalopati ve hatta ölümle sonuçlanabilmektedir. Amonyak seviyesinin ölçülmesi, ölümcül olabilecek ama geri döndürülebilir bir durumu ortaya koyması bakımından önemlidir. Bu olgu sunumunda, geçmişte bipolar bozukluk dışında tıbbi bir hastalığı olmayan, VPA ve antipsikotik kullanımı sırasında hiperamonyemi gelişen bir olgunun sunulması ve psikotrop ilaç kullanımı ile ilişkili hiperamonyeminin gözden geçirilmesi amaçlanmıştır.
Valproic acid (VPA) is commonly used drug to treat variety of anticonvulsant and mood stabilizer in psychiatric and neurologic cases. It is thought to be a safe drug with a large therapeutic aspect..Uncommonly, hyperammonemia can be progressed by the usage of valproate and VPA induced hyperammonemia delirium-like condition by extrahepatic origin can be constituted. Being unrecognized of this situation in a timely manner can result in encephalopathy and even death. The measurement of the level of ammonia is important to establish a potentially lethal but reversible situation. In this case study, it is aimed that to present hyperammonemia related to the use of psychotropic drugs and to present a patient with hyperammonemia during VPA and antipsychotic use without a medical disease except bipolar disorder in the past.

 
 
Copyright © 2018 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale