ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Volume : 22   Issue : 3   Year : 2019
Current Issue Published Issues Ahead of Print Most Accessed Articles


  J Clin Psy: 2 (2)
Volume: 2  Issue: 2 - 1999
Hide Abstracts | << Back
RESEARCH ARTICLE
1.Stroop Test TBAG Form: Standardisation for Turkish Culture, Reliability and Validity
Sirel KARAKAŞ, Emel ERDOĞAN, Şebnem Soysal, Tacettin ULUSOY, İnanç Yüceyurt ULUSOY, Serkan ALKAN
Pages 75 - 88
Bu makalede BİLNOT (Bilişsel Potansiyeller için Nöropsikolojik Test) Bataryası testlerinin standardizasyonu çalışmalarından Stroop Testi ile ilgili olanlar ele alınmaktadır. Çalışmanın amacı, Stroop Testi TBAG Formu olarak adlandırılan Türk Formunda kullanılacak puanlama yöntemini, testin güvenirlik ve geçerliğini belirlemektir. Puan türleri arasındaki korelasyonlar yaş ve eğitim düzeyleri açısından eşdeğerli özelliklere sahip 54 denek; faktör örüntüleri- ni belirleme çalışmaları, belirtilen değişkenlerin düzeylerine dengeli olarak dağılmış 395 denek; güvenirlik çalışmaları ise bu gruptaki deneklerden 65’i üzerinde yürütülmüştür. Türk standardizasyonu için geliştirilmiş olan Stroop Testi TBAG Formu, orijinal Stroop ile Victoria Formlarının birleşiminden oluşturulmuştur. Deneklere bireysel olarak uygulanan Stroop Testi TBAG Formu, belirli bir sırada sunulan 4 kartın kullanıldığı beş bölümden oluşmuştur. Fark (ve oran) puanları ile tamamlama süresi arasındaki korelasyonlar, elde edilen güvenirlik katsayıları ve ortaya çıkan faktör örüntülerini içeren değerlendirmeler, Stroop Testi TBAG Formunun puanlanmasında tamamlama süresi puanlarının kullanılabileceğini ortaya koymuştur. Faktör analizi çalışmaları, Stroop Testi TBAG Formunun bozucu etkiyi ve ayrıca da dikkati yansıtan okuma ve renk söyleme hızını ölçtüğünü ortaya koy-muştur. Literatürde Stroop testleri için elde edilenlerle uyumlu olan bu bulgular, Stroop Testi TBAG Formunun geçerliği yönünde kanıt oluşturmuştur. Türk kültürüne uyarlanmış, standart uygulama ve puanlama yönergeleri hazırlanmış, güvenirlik ve geçerlik çalışmaları çok yönlü olarak çalışılmış ve normatif değerleri hesaplanarak standardizasyon çalışmaları tamamlanmış olan Stroop Testi TBAG Formunun; özellikle psikiyatri, nöroloji, nöroşirurji ve klinik psikoloji gibi uygulama alanlarında ve ayrıca deneysel psikoloji ve bilişsel psikoloji gibi temel bilim dallarında önemli bir ölçme aracı olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.
This is a study on the standardisation of the Stroop Test and is a part of an extensive project which involves the standardisation of a neuropsychological test battery (Neuropsychological Test Battery for Cognitive Potentials: BILNOT Battery) to Turkish culture. The aim of the study was to determine the scoring method for the Turkish standardisation of the test, named as the Stroop Test TBAG version, and to assess its reliability and validity. The Stroop scores and their correlations were studied on 54 subjects who were equivalent on age and education and equally distributed with respect to sex. The data for the assessment of the factor structure was obtained from a second group of395 subjects who were equally distributed on levels of age, education and sex. The reliability was studied on 65 of the 395 subjects. that were also equally distributed with respect to age, education and sex. The correlations between difference (and ratio) and time to completion scores, the reliability coefficients and the factor structures showed that the time to completion scores can be used in scoring the Stroop Test TBAG version. Factor analysis showed that the test scores represent interference and attention. Its standardisation process completed (adaptation, preparation of standard administration and scoring instructions, assessment of reliability and validity coefficients, determination of the normative values), the Stroop Test TBAG Form will be a useful measuring tool for especially the fields of psychiatry, neurology, neurosurgery, and clinical psychology and for the basic science field of experimental psychology.

2.The Effects of Comorbid Generalized Anxiety Disorder and Major Depression on Lipid Metabolism
Levent SEVİNÇOK, Aslıhan Büyüköztürk
Pages 89 - 94
Çalışmaların çoğu anksiyete bozuklukları ve majör depresyonun kan lipid düzeyleri üzerinde birbirine zıt etkileri olduğunu göstermektedir. Yaygın anksiyete bozukluğunda kolesterol ve trigliserid düzeyleri yükselirken, depresyonda kan lipid düzeyleri düşmektedir. Bu çalışmada birincil amaç yaygın anksiyete bozukluğu (YAB) ve majör depresyonun (MD) birlikte olduğu durumlarda kan lipid düzeylerinin nasıl değiştiğini, tek başına anksiyete ve depresyon tanısı alan hastalarla fark olup olmadığını araştırmaktır. Bunun için YAB (n=20), MD (n=20), YAB+MD (n=34) tanısı alan hastalarla üç grup oluşturuldu ve elde edilen değerler 24 kişiden oluşan bir kontrol grubu ile karşılaştırıldı. YAB+MD grubunda beklenenin tersine kolesterol ve trigliserid düzeylerinin YAB, MD ve kontrol gruplarına göre daha yüksek olduğu bulundu. YDL- kolesterol düzeyleri ise daha düşüktü. YAB’ye eşlik eden depresyonun kan lipid düzeylerini azaltmadığı, aksine ikisinin birarada bulunduğu durumlarda kan lipid düzeylerinin arttığı sonucuna varıldı.
Most of the studies reveal that generalised anxiety disorder (GAD) and major depression (MD) have inverse effects on blood lipid levels. In GAD cholesterol and triglyceride levels increases, whereas blood levels of lipids are lowered in MD. In the present study, our first goal was to explore how the concurrent MD and GAD influenced blood lipid levels and if there was a difference between MD and GAD alone. For these purposes, it was formed three groups with diagnoses of GAD (n=20), major depression (MD) (n =20), and GAD plus MD (n=34). The findings were compared to healty controls. In contrary to our expectations, we found that the cholesterol and triglyceride levels in GAD plus MD group were significantly higher than both of the other groups. It was found that HDL-cholesterol levels in GAD plus MD group were less likely than the other groups. It was concluded that the comorbid depression did not lower the levels of blood lipids in GAD patients, but their comorbidity caused an increase in blood levels of the patients.

REVIEW
3.Education in Psychiatry and Ethics
Başaran Demir, Yasemin OĞUZ
Pages 95 - 100
Psikiyatri uzmanlık eğitiminin giderek geliştiği ülkemizde, bu eğitimin etik yönü ve içeriği üzerinde daha sık durulmaya başlanmıştır. Bu makalede psikiyatristin etik eylemlerinin ilkeleri üzerinde durulacak, etik eylem geliştirme ile eğitim arasındaki ilişki değerlendirilecektir. Tıbbın genelinde olduğu gibi psikiyatride de eğitim, psikiyatristin hasta üzerindeki uygulamalarının meşruiyetinin temelini oluşturmaktadır. Gerek etik kurallara uygun davranmak, gerekse etik sorunlar karşısında duyarlı olmak ve çözüm yollan belirleyebilmek bakımından eğitimin büyük bir önemi olduğu da açıktır. Yukanda sözü geçen her iki durumda da psikiyatristin yeterliliğini kuşkuya yer bırakmayacak biçimde sağlayan bir psikiyatri uzmanlığı eğitiminde etik eğitiminin yeri ve özellikleri bu makalenin temel eksenini oluşturmaktadır.
Due to the improvements in the education of psychiatry, ethical aspects and content of this education are being more frequently emphasized in our country. In this article, the principles ofethi-cal conducts of psychiatrists will be mentioned and the relationship between ethical conducts and education will be evaluated. In psychiatry, similar to medicine in general, legitimacy of psychiatrist’s applications beses on the education. It is quite clear that the education is highly crucial for both acting in accordance with ethical princiqles and being sensitive about ethical issues, as well as determining solutions for them. The importance and characteristics of ethics education for an adequate education in psychiatry, which provides its recipients with competence in both situations for sure, is the main task of this article.

4.Pseudoseizures
Kubilay VARLI
Pages 101 - 104
Yalancı epileptik nöbetler (pseudoseizures), epileptik olmayan ama epilepsi nöbeti görünümünde olan, aslında psikiyatrik bir sorunun dışa vurumu olan klinik tablolardır. İyi bir nöbet gözlemi ile epileptik bir nöbetten ayırt edilebilmesine karşın bu her zaman kolay değildir. Bu yazıda, yalancı epileptik nöbetlerin nedenleri tartışılarak, epileptik nöbetler ve yalancı epileptik nöbetler hakkında bilgi verilmiş ve epilepsi nöbeti ile yalancı epileptik nöbet ayrımında kullanılabilecek farklılıklar tartışılmıştır.
Pseudoseizures are non epileptic seizures that mimic any kind of epileptic seizure and mostly caused by any psychiatric disturbance. Despite it’s not very easy in all case, an experienced clinician may differentiate those two distinct clinical presentations. In this article, we reviewed causes of pseudoseizures and recent information on pseudoseizures and pointed out clinical and laboratory differentiation of epileptic and pseudoepileptic seizures

5.Secondary Trauma and Social Support
Mehmet SUNGUR
Pages 105 - 108
Ülkemizde gerek doğal felaketler, gerekse insan eliyle oluşturulan felaketlere oldukça sık rastlanmaktadır. İkincil travma; insanların başlarına gelen bu tür felekatlerden sorumlu tutulmaları, ya da kendi kendilerini sorumlu tutmaları sonucunda ortaya çıkar. Çoğu kez ilk travmanın etkileri atlatılmadan oluşan bu ikincil travma, bireyin uyuma yönelik çabalarını olumsuz etkiler ve travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, alkol ve madde bağımlılığı gibi klinik tablolara neden olabilir. Bu yazıda trav- matize olmuş bireylerde, ikincil travmanın olumsuz etkileri üzerinde durulmuş ve önlenmesinde sosyal desteğin önemi vurgulanmıştır.
There is a high prevalance of natural and man-made disasters in Turkey. Secondary traumatization is caused by either holding the traumatized people responsible for the trauma or self - blame of the traumatized. It has a negative effect on adjustment attempts of the traumatized and may lead to clinical disorders such as post - traumatic stres disorder, depression and drug - alcohol addiction. This paper discusses the negative effects of the secondary truama on the traumatized and stresses the importance of social support in prevention of secondary trauma.

6.Psychiatric Interventions in Chronic Pain Treatment
Atilla SOYKAN, Hakan KUMBASAR
Pages 109 - 116
Herhangi bir patolojik lezyon, algısal farklılıklarla ilişkili olarak değişik şiddetlerde ağrıya yol açabilir. Hem elimizdeki klinik veriler hem de deneysel çalışmalar hastanın ağrısının psikososyal faktörlerle artabileceğine işaret etmektedir. Hastanın ağrısı halikındaki düşünceleri, ağrıya dikkatini ne derece yönelttiği, ruhsal durumu ve ağrının ortaya çıktığı sosyal ortam ağrının algısal ya da merkezi seviyede şiddetini etkileyen en önemli özelliklerdir. Öte yandan, bu etkenlere yönelik müdahaleler ağrıyı azaltıcı tedavilerin etkisini en üst düzeye çıkartmak amacıyla kullanılabilirler. Bilgi verme, gevşeme ve hayal kurma, dikkati dağıtma, aile tedavileri kronik ağrılı hastalarda etkinlikleri gösterilmiş tekniklerdir. Ek olarak, psikofarmakolojik müdahaleler yanlızca psikiyatrik bir bozukluğu olanlarda değil, olmayanlarda da yararlı etkiler ortaya çıkartabilmektedir. Psikiyatristin kronik ağrısı bulunan hastalarda yapabileceği pekçok şey olduğu unutulmamalı ve psikiyatristin bu tür hastalarla uğraşan multi- disipliner bir takımda mutlaka yerini alması planlanmalıdır.
Any given pathological lesion can produce pain whose intensity varies widely among different patients in relation with the per-ceptual differences among sufferers. There is enough clinical and experimental evidence that a patient’s level of pain is amplified by various psychosocial factors. The thoughts he has about his pain, the degree to which he pays attention to it, his mood and the context of situation where pain emerges have been most prominent features that effects the severity of pain on perceptual or central level. Interventions to these factors, on the other hand, can be used therapeutically in maximizing the effectiveness of pain relieving treatments. Providing information, relaxation and imagery, dikkati dağıtma, family interventions are among the techniques that have proven to be effective in chronic pain patients. Additionally, not only the cases that demonstrate some kind of psychiatric disorders but also some patients without any significant psychiatric problems may benefit from psychopharmacological treatments. As psychiatrists have much to do with chronic pain patients, they must be included in the multidisciplinary team that deals with these patients.

7.Evolution of Attitudes Against Diseases
Adnan MENEVŞE
Pages 117 - 123
Tıbbi sorunların evrimsel anlamda çalışılması, evrimsel (Darwinyen) tıp adını almaktadır. Daha açık bir ifadeyle evrimsel tıp, hastalıklara karşı insan bedeninin açık olmasının evrimsel açıklamasını aramaktadır. İnsan bedeninin sahip olduğu bazı kusurlar, evrimsel anlamda hastalıklara karşı geliştirilmiş tutumlar olarak değerlendirilmektedir. Bu savunma yetenekleri, doğal seleksiyonla ayıklanarak gerektiğinde kullanılmaktadır.
The project of studying medical problems in an evolutionary context has been termed as evolutionary (Darwinian) medicine. In a more clear consideration, evolutionary medicine is the hunt for evolutionary explanations of vulnerability to disease. The body’s flaws in an evolutionary sense could be considered as developed attitudes against diseases. These defensive capabilities, shaped by natural selection, are kept in reserve until needed.

8.Art and “Insanity”
Haldun Soygür
Pages 124 - 133
Bu yazıda, sanat ve yaratıcılık sürecinin doğası üzerinde durulmuş, en eski ve en süreğen kültürel tartışmalardan biri olan sanat, yaratıcılık ve ‘delilik’ arasındaki olası bağ kısaca gözden geçirilmiştir. Sanat ve ruhsal bozukluklar arasındaki ilişkinin araştırılması, doğal olarak birçok güçlük içermektedir. Elde edilen veriler, sanat ve delilik arasında bir neden-sonuç ilişkisinin varlığından söz etmeye yeterli değildir. Ancak, bu ilişkinin doğası ve yansımalarına ilişkin gelişmeler, hem sanata hem de psikiyatriye önemli katkılar sağlayacaktır.
In this paper, the nature of the creative process and art are mentioned and possible link between art, creativity and “insanity” that is one of the oldest and most persistent of cultural arguments are briefly reviewed. There are, naturally, many difficulties in research of the relationship between art and mental disorders. It was not easy to put forwarda causal relationship between art and mental disorders at present. But, every effort to understand the nature and reflections of such relation, will, by sure, contribute a lot to both art and psychiatry.

 
 
Copyright © 2019 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale