AraGezintiKullanıcı girişi |
Araştırmaruh sağlığı çalışanlarında tükenmişlikİngilizce başlık: burnout in mental health professionals Özet: Ruh Sağlığı Çalışanlarında Tükenmişlik
Amaç: Görgül araştırma sonuçları tükenmenin kaygı, depresyon, düşük benlik algısı, madde kullanımı ve çalışma alanında da düşük verimlilik, işe gitmeme ya da işi bırakma gibi sonuçları olduğunu göstermektedir. Bu araştırmanın amacı ruh sağlığı çalışanlarında tükenme düzeyini belirlemektir. Yöntem: Araştırmanın verileri Türkiye‘de çeşitli hastanelerde çalışan psikiyatrist (32), psikolog (30) ve hemşirelerden (75) toplanmıştır. Örneklem 31 erkek ve 106 kadından oluşmuştur. Tükenme Maslach Tükenme Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Yaş, cinsiyet, medeni durum, iş yerinin sosyal ve fiziksel özellikler ve çalışma koşulları bu araştırmada ele alınan sosyodemografik değişkenlerdir. Tanımlayıcı istatistiksel tekniklerin yanı sıra tek yönlü varyans analizi ve çoklu regresyon analizleri de bu çalışmada kullanılmıştır. Sonuç: Psikologlarla karşılaştırıldığında psikiyatristlerin ve hemşirelerin toplam tükenmişlik puanları daha yüksek bulunmuştur. Cinsiyete ve yaşa bağlı olarak tanımlanmış gruplar arasında istatistiksel düzeyde anlamlı farklılıklar bulunmamıştır. Medeni durum, çalışma saatleri, hasta sayısı ve hastanenin fiziksel koşulları Duygusal Tükenme alt ölçeği ile ilişkili bulunurken diğer alt ölçeklerle ilişkili bulunmamıştır. Sosyoekonomik durum duyarsızlaşma ile ilişkili bulunmuştur. Nöbet sayısı ve iş arkadaşlarıyla ilişkiler hem Duygusal Tükenme hem de Duyarsızlaşma alt ölçekleriyle ilişkili bulunmuştur. Üstler tarafından takdir edilme Kişisel Başarı ve Duygusal Tükenme ile ilişkili bulunmuştur. Tartışma: Ruh sağlığı alanında çalışan profesyonellerde tükenmişliği önlemek için iş yerlerine özgü sosyal ve fiziksel koşulları iyileştirmek etkili olabilir.
Anahtar sözcükler: tükenmişlik, ruh sağlığı çalışanları
İngilizce özet: Burnout in Mental Health Professionals
Objective: Empirical evidence has shown that burnout has consequences including anxiety, depression, lowered self-esteem and substance abuse, and for the workplace, in the form of lowered productivity, absenteeism and turnover. The present study aims to determine the burnout levels of mental health professionals. Method: Data was obtained from psychiatrists (32), psychologist (30) and nurses (75) in various hospitals in Turkey. The sample consisted of 31 males and 106 females. Burnout was measured using the Maslach Burnout Inventory This is a 22 item measure containing three subscales: emotional exhaustion, depersonalization and personal accomplishment. Following sociodemographic variables such as age, sex, marital status, social and physical conditions in particular work places, and work schedule were also examined in this study. Beyond descriptive statistics, one-way ANOVAs were computed in this study. Results: As compared to psychologist total burnout scores were higher both psychiatrists and nurses. No statistically significant score differences have been found between groups identified by ages and genders. Marital status, working hours a day, number of patients, and physical conditions in hospitals were significantly related to Emotional Exhaustion but not to the other burnout subscales. Socioeconomic status was significantly related to Depersonalization. Number of duty and relationships with co-workers were significantly related both Emotional Exhaustion and Depersonalization subscales. Appreciation from administers was significantly related to Personal Accomplishment and Emotional Exhaustion subscales. Conclusion: Improving social and physical conditions in particular work places would be effective for prevention of burnout in the mental health professionals.
Key words: burnout, mental health professionals
editor: 0 Yetişkinlerde Profesyonel Psikolojik Yardım Arama Tutumu ve Bunu Etkileyen Faktörlerİngilizce başlık: Factors Influencing Adults’ Professional Help-Seeking Attitudes Özet: Özet
Amaç: Araştırma, yetişkinlerin profesyonel psikolojik yardım arama tutumları ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla gerçekleştirildi.
Yöntem: Tanımlayıcı tipte ve kesitsel olarak planlanan araştırmanın örneklemini Aydın il merkezindeki 14 kamu kurumunda çalışan 490 kişi oluşturdu. Katılımcılara Profesyonel Psikolojik Yardım Arama Tutum Ölçeği (PPYATÖ), Algılanan Aile ve Arkadaş Sosyal Destek Ölçeği ve Genel Sağlık Anketi uygulandı.
Bulgular: Örneklemi oluşturan bireyler en sık aileden birilerine (%57,1), ikinci sıklıkla arkadaşlarına (% 31,3), üçüncü sırada profesyonel destek arayışıyla psikiyatriste (%15,5) başvurmaktadırlar. Eğitim düzeyinin, PPYATÖ Zorlanma alt-ölçeği puanları (F=4,9; p<0,001) ile Danışmaya Olan İnanç alt-ölçeği puanları (F=6,6; p<0,001) üzerinde anlamlı etkisi olduğu bulundu. Bireylerin yakınlarından birinin psikolojik yardım alması ile PPYTÖ Zorlanma, Danışmaya Olan İnanç ve Sosyal Kabul alt-ölçek puanları arasında anlamlı ilişki bulundu.
Sonuç: Yetişkinlerin çoğunluğu ruhsal yönden kendilerini iyi hissetmekte, profesyonel yardım almamakta, sıkıntılarını eş ve arkadaşları ile konuşarak ve yürüyerek gidermektedirler. Eğitim düzeyi yüksek ve/veya ekonomik durumu iyi olanlar, aile üyelerinden herhangi birisi profesyonel yardım alanlar, sıkıntılarını yakınlarıyla paylaşabilenler, profesyonel yardıma ihtiyaç hisseden ve kabul edenlerde psikiyatriste başvurma eğilimi görece daha yüksektir. Stresle başa çıkabilenler, eş-arkadaş sosyal desteği olanlar ve genel sağlık algısı iyi olanlar daha çok yardım arama tutumu göstermektedirler.
Anahtar Kelimeler: Yetişkinler, Yardım Arama Tutumu, Profesyonel Psikolojik Yardım
İngilizce özet: Objective: The aim of the study is to investigate adults’ attitudes towards seeking professional help and its relationship with various socio-demographic as well as personal factors.
Method: The data for this descriptive cross-sectional study were collected from 490 officers of 14 different public offices located in the city of Aydın in Turkey. Each participant was administered Professional Psychological Help Seeking Attitude Scale (PPHSAS), Perceived Social Support From Family (PSS-Fa) and Perceived Social Support From Friends (PSS-Fr) scales, and General Health Questionnaire.
Results: The participants reported to prefer seeking help from family members (57.1 %); from friends (31.3 %) and from a psychiatrist (15.5 %), respectively. Educational status was found to have a significant effect on PPHAS hard sledding subscale scores (F=4,9; p<0,001) and belief in counseling subscale scores (F=6,6; p<0,001).
Conclusion: Most of the white-collar workers feel in good health psychologically, feel no need to seek professional help, prefer to wander around and talk with spouses, relatives or friends to cope with stressful situations. An inclination to apply a psychiatrist is associated with being university graduate, having higher income, having a relative receiving professional help, and accepting a need for professional help. Adults with better skills to cope with stress, more social support, and higher general health perception display more help-seeking behavior.
Key Words: Adults, help-seeking attitudes, professional psychological help
editor: 2 ŞİZOFRENİK HASTALARA UYGULANAN SORUN ÇÖZME BECERİLERİNİ GELİŞTİRME PROGRAMININ YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİİngilizce başlık: The Effects of Problem Solving Skills of Development Training on Quality of Life in Schizophrenia Özet: Amaç: Araştırma, Sorun Çözme Becerilerini Geliştirme Programının şizofrenik bozukluğu olan bireylerin yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla deneysel olarak yapılmıştır.
Yöntem: Araştırmanın örneklemini, Sivas il merkezinde oturan, araştırmaya katılmayı kabul eden, yaş, cinsiyet ve hastalık belirtileri açısından benzer özellikler gösteren 30 hasta (15 deney, 15 kontrol grubu) oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu ve Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-BRIEF-TR) kullanılarak elde edilmiştir. Deney grubuna 6 hafta boyunca haftada 1 gün ortalama 1 saat süreyle Sorun Çözme Becerilerini Geliştirme Programı (SÇBGP) uygulanmış ve uygulama tamamlandıktan sonra ve 3 ay sonrasında her iki gruptaki hastalara WHOQOL-BRIEF-TR tekrar uygulanmıştır. İstatistiksel analizlerde Ki-kare Testi, Friedman Testi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon Testi kullanılmıştır.
Bulgular: Deney grubundaki hastaların WHOQOL-BRIEF ruhsal alan, sosyal alan, çevresel alan ve genel sağlık alan puanlarında anlamlı bir yükselme (p<0.05), fiziksel alan ve kültürel alanda ise anlamlı bir değişikliğin olmadığı saptanmıştır. Kontrol grubundaki hastaların WHOQOL-BRIEF-TR puanlarında ise uygulama öncesine göre uygulama sonrasındaki ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur (p>0.05).
Sonuç: Uygulanan 6 haftalık Sorun Çözme Becerilerini Geliştirme Programı ile şizofrenik bireylerin yaşam kalitesi düzeylerinin yükseldiği belirlenmiştir. Buna göre Sorun Çözme Becerilerini Geliştirme Programının ayaktan izlenen şizofrenik hastaların yaşam kalitelerini geliştirmek için kullanılabileceği söylenebilir.
Anahtar Sözcükler: Şizofreni, sorun çözme, yaşam kalitesi
İngilizce özet: The Effects of Problem Solving Skills of Development Training on Quality of Life in Schizophrenia
Aim: This research was done experimentally to determine the effects of Problem Solving Skills of Development Program for the individuals with schizophrenic disorder on their quality of life.
Method:The sample of the research is 30 patients (15 experimental, 15 control group) who have similar charasteristic in terms of sex, age and disease; and also accepted to involve in this research. Data were gathered through Personal Information Questionary and Quality of Life Scale (WHOQOL-BRIEF-TR). Experiment group was exposed to problem solving program average one hour a day of the week, for six weeks. After this process and three months later, both groups were given the WHOQOL-BRIEF-TR. While analysing the data it was applied chi square test, Friedman Test, Mann-Whitney U Test and Wilcoxon Test.
Results:
For the experiment group patients, WHOQOL-BRIEF-TR mental, social, environmental and general health field scores, there was a significant increase (p<0.05), yet no meaningful change in the psysical and cultural fields. However, it was not a meaningful difference in the scores of control group patients before and after the application (of the program) (p>0.05).
Conclusions: With this Problem Solving Skills of Development Program applied for six weeks, it was determined that their life quality levels increased. Therefore we can say that Problem Solving Skills of Development Program can be applied the schizophrenic patients who take an ambulatory treatment to increase these patients’ quality of life.
Key Words: Schizophrenia, problem solving, quality of life
editor: 2 Bir Üniversite Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine İlk Kez Başvuran Hastaların Damgalamayla İlgili İnanç, Tutum Ve Davranışlarıİngilizce başlık: Psychiatric Outpatients’ Perceptions And Belief, Attitude About Mental Illness Özet: Amaç: Bu araştırmada, bir üniversite hastanesi psikiyatri polikliniğine ilk kez başvuran hastaların damgalamayla ilgili inanç, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Yöntem: 1 Ocak – 28 Şubat 2006 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri P51+olikliniğine ilk kez başvuran 249 poliklinik hastası katılmıştır. Katılımcılara damgalama konusunda daha önce yapılmış çalışmalardan yola çıkılarak oluşturulmuş ruhsal hastalıkların algılama biçimlerini sorgulayan 13 sorudan oluşan bir anket formu ile sosyo demografik özellikleri sorgulayan 6 sorudan oluşan ikinci bir anket formu uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların 209’u (%83.9) şizofreniyi bir akıl hastalığı olarak görmekteydi. 202 kişi (%81.1) akıl hastalıklarının tedaviyle iyileşebileceğine inanmakta, 190’ı (%77.2) en kötü gidişli hastalık olarak şizofreniyi görmekteydi. Akıl hastalıklarının en sık nedenleri stres (%81.1), aşırı üzüntü (%68.3) ve ailesel problemler (%66.7) olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcıların sadece %29.6’sı psikiyatrik sorunların varlığı durumunda tereddüt etmeksizin psikiyatriste başvuracağını belirtmiştir. 167 kişi (%67.6) iyi komşuluk ilişkileri olan birinin akıl hastası olduğunun öğrendiğinde ilişkilerinde değişiklik olmayacağını ancak 37 kişi (%15) şizofreni olması durumunda ilişkisini kesebileceğini belirtmiştir. Akıl hastası olan biriyle evlenmeyi düşünebileceğini belirtenlerin sayısı sadece 18 (%7.2)’dir. Psikiyatriye başvuruda “duyulursa kaygısı” ile cinsiyet, yaş, eğitim ve gelir seviyesi arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Tedaviyle iyileşebileceği konusunda iyimser olanlarda başvuruda duyulursa kaygısı yaşayanlar daha az sayıdadır. Sonuç: Çalışmamızda psikiyatri polikliniğine başvuran bireylerde damgalamanın yaygın olduğu ve bu durumun tedavi önündeki en büyük engel olduğu görülmüştür. Şizofrenideki damgalanma depresyon, anksiyete ve diğer psikiyatrik hastalıklara oranla oldukça yüksek bulunmuştur. Psikiyatri polikliniğine başvuruda duyulma olasılığı ile yaş, cinsiyet, eğitim ve gelir seviyesi arasında istatistiksel fark bulunmazken, psikiyatrik hastalıkların iyileşeceğine dair daha iyimser olanlarda başvuruda ya duyulursa kaygısı yaşama daha azdır. İngilizce özet: Objective: The aim of this study is to evaluate the psychiatric outpatiens’ perceptions and belief, attitude about mentall illnesses in Aydın. Method: 249 outpatients were first time evaluated between 1 January 2006- 28 February 2006 in Psychiatric Department of Adnan Menderes University. Two sets of questionnaires were administered: sociodemoghraphic data and perception modality of mental illness. Results :81.1 % of the subjects believe that mental illnesses don’t recover with treatment. Only of 28.5 % applied to psychiatric department without hesitation. 17.9 % (30) delayed their application because of stigma and discrimination. 46.2 % (115) subjects noted that they would give their house for rent to anybody with mentall illness, 90.2 % of subjects who has a mental illness informed only their family and best friends about their illnesses. 83.9 %, 27.7 % 13.3 %, 5.6 % of subjects appraised the schizophrenia, depression, anxiety, conversion as a mental illness respectively and 77.2 % of the outpatients believe that the schizophrenia is the most terrible and worst metal illness. İn response to the question “What would you do if you learn your neighbour – whom you have a good relationship- has a mental illness?” were; 67.6 % of subjects indicated that “it doesn’t change anything”, of 15.0 % “it would change due to type of the illness” and “if it is schizophrenia I cease my relationship”. Statistical analyses revealed no effect of age or sex on response styles. Conclusion: Misperception of mental illnesses, particularly schizophrenia, is an important problem and requires further studying and measures towards reducing it. A comprehensive and educational antistigma programme is needed.
editor: 2 Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğine Ayaktan Başvuran Hastaların Birinci Basamak Deneyimleriİngilizce başlık: Primary Care Experiences of The Outpatients Admitted to Psychiatry Department of Adnan Menderes University Medical School Özet: •Amaç: Bu çalışmada Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri polikliniğine başvuran hastaların ruhsal olan ya da olmayan sağlık sorunları nedeniyle önceki birinci basamak sağlık birimine başvuru oranlarını ve bunu etkileyen faktörleri saptamak amaçlanmıştır.
•Yöntem: Ocak-Şubat 2006 döneminde ADÜ Tıp Fakültesine Psikiyatri polikliniğine başvuran hastalara sosyodemografik bilgileri, ruhsal ve diğer rahatsızlıklar nedeniyle birinci basamağa ilk başvuru sıklıkları, tercih etme veya etmeme nedenleri ve yaşadıkları deneyimleri ile ilgili 26 sorudan oluşan anket formu uygulandı.
•Bulgular: Sağlık sorunları nedeniyle ilk başvuruyu sağlık ocaklarına yapanlar; psikiyatrik sorunlar için 44’ü (%17.7), psikiyatri dışı sağlık sorunları nedeniyle 169 (%66.3) kişiydi. İlk başvuruyu sağlık ocağına yapanların 29’u (%65.9) kadın, 30’u (%68.2) evli, 25’i (%56.9) lise veya üniversite mezunu, 39’u (%93.2) düşük/orta gelir seviyesine sahipti. Ruhsal rahatsızlıkları için birinci basamağa başvuran 33 kişiye (%75’sine) 1-10 dakika arasında bilgi verilmiş; 3’ü (%9.7) sevk edilmiş, 18’ine (%58.1) ilaç yazılmış, 9’una (%29.0) önce ilaç yazılmış sonra sevk edilmişti. Ancak sadece 3 kişi (%9.7) kendilerine verilen bilgiden tatmin olduğunu belirtmişti. Katılımcılardan sadece 57’si (%22.9) ruhsal sorunlar nedeniyle pratisyen hekime güvendiğini belirtmiştir. Birinci basamaktaki pratisyen hekime güvenmeme nedenleri olarak: sadece uzman hekim anlayabilir (n=79, %54.5), eğitimleri yetersiz (n=52, %35.9), psikiyatrik hastalık diğerlerinden farklıdır (n=12, %8.3), hastalığım gizli kalmalı (n=4, %2.8) olarak belirtilmiştir.
Sonuç: Psikiyatrik sorunlar nedeniyle birinci basamak sağlık merkezini tercih etme oranı oldukça düşüktür. Birinci basamakta psikiyatrik görüşme için ayrılan süre ile birlikte, birinci basamaktaki psikiyatrik hizmetlerden tatmin olma ve pratisyen hekime olan güvenin sınırlı olduğu görülmektedir.
Anahtar sözcükler: Birinci basamak, ruh sağlığı, sağlık hizmetleri
İngilizce özet: •Objective: The present study aimed to investigate the extend to which psychiatric outpatients have previously applied to primary care health facilities for medical or mental problems.
•Method: The data were collected from the psychiatric outpatients consecutively assessed at a university clinic in Aydın during the first two months of 2006. The voluntered patients were administered a questionnaire consisting of 26 questions probing patients’ previous experiences at, and attitudes toward primary care facilities. The participants of the study were 160 female and 89 male with a mean age of 38.9.
•Results: Fourtyfour particiants (17.7 %) reported to have applied to primary care facilities for psychiatric problems, and 169 participants (66.3 %) reported to have applied for medical problems. Of these patients, 29 (65.9%) were female, 30 (68.2%) were married, 25(56.9%) were high school or university graduates, and 39 (93.2%) were from middle or low income families. Of these patients initially applied to primary care facilities for psychiatric complaints, 33 (75%) reported to have been informed by the physician on the diagnoses and treatment for 1-10 minutes, and only 3 patients reported to have been satisfied with the information provided. Fiftyseven (22.9%) participants felt that she/he could rely on the competence of the practitioner in dealing with mental problems. Reported reasons for not relying on the practitioners were the opinion that only psychiatrist are competent in diagnosing and treating mental disorders (54.5%), the sentiment that practitioners have not been trained enough to deal with mental disorders (35.9%), the idea that psychiatric disorders are entirely different than medical disorders (8.3%), and the wish to keep his /her disturbance secret (2.8%).
Conclusion: The extent to which individuals with psychiatric complaints choose to apply to primary care facilities is quite low. The main reasons for this condition are insufficient interview time reserved for each psychiatric patient, resulting discontent and distrust experienced by the patients.
Key Words: Primary care, mental health, health services,
editor: 2 MENOPOZDA SEMPTOM ÖRÜNTÜSÜNÜN ANKSİYETE, DEPRESYON DÜZEYLERİ VE SOSYAL DESTEK İLE İLİŞKİSİNİN İNCELENMESİİngilizce başlık: THE RELATIONSHIP OF MENOPAUSAL SYMPTOMATOLOGY WITH ANXIETY AND DEPRESSION LEVELS AND SOCIAL SUPPORTS Özet: Amaç: Menopozal yakınmaların ve menopozal dönemdeki psikiyatrik morbiditenin farklılığı, sosyal desteklerle ilişkisinin önemi çalışmaların ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Çalışmada menopozal semptom örüntülerinin anksiyete, depresyon ve sosyal destek düzeyleri ile ilişkisi araştırılmıştır. Yöntem: GATA Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Menopoz polikliniğine müracaat eden 76 cerrahi, 133 doğal olmak üzere toplam 209 menopozlu kadın çalışmaya alınmıştır. Sosyodemografik bilgi formu, Beck’in 21 maddelik depresyon ölçeği, Spielberg’in Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri ile Aile ve Arkadaş Desteği Ölçekleri kullanılmıştır. Bulgular: Her iki grupta durumluk kaygı normal sınırlarda, sürekli kaygı yüksek ve depresif semptom şiddeti orta düzeyde bulunmuş, ancak gruplar arasında fark bulunmamıştır. İki grubun da algıladıkları sosyal desteği yeterli bulunmuştur. Menopozal semptomların sıklığı ve şiddeti iki grup arasında farklılık göstermemiştir. Korelasyon analizinde iki grup için de menopoz semptomlarının şiddeti ile depresif semptom şiddeti ve kaygı düzeyleri arasında pozitif bağıntı saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışma menopozal semptomların şiddetinin artmasının hem cerrahi hem de doğal menopozlu kadınlarda depresif semptomların şiddetini ve kaygı düzeylerini artırabileceğini tanımlamaktadır. Bu nedenle menopozlu kadınlarda ruhsal belirtilerin psikiyatrik bir tanıya mı menopoza mı ait olduğu araştırılarak tedavi planına karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Menopoz, sosyal destek, anksiyete, depresyon İngilizce özet: Objective: In literature the differences of menopausal symptomatology and psychiatric morbidity during menopause, and the importance of the relation between social support and menopause are the value of interest. In this study it was aimed to asses the relation of menopausal symptomatology with anxiety and depression levels and social support. Method: Seventy six surgical and 133 natural menopausal women who attended to the menopause unit of GATA Psychiatry Department were included in the study. Main measurements of this study were sociodemographic questionnaire, 21 items Beck Depression Inventory, Spielberg’s State and Trait Anxiety inventory, and Family and Friend support scale. Results: The state anxiety was found within normal range, trait anxiety level was high and depressive symptom severity was moderate for both groups but no differences were found between the groups. Perceived social support of both groups was found as sufficient. Both the frequencies and severities of menopausal symptoms were not different between the groups. In the correlation analyses a positive correlation was found between menopausal symptom severities and severity of depressive symptoms and levels of trait anxiety for both of the groups. Conclusion: This study suggested that escalations in the severities of menopausal symtoms might increase the severity of depressive symptoms and levels of anxiety for both surgical and natural menopausal women. Therefore, for the treatment plan of menopausal women, it would be better to determine that the psychological symptoms are driven from a psychiatric diagnosis or belong to menopause itself.
Key Words: Menopause, social support, anxiety, depression
editor: 2 İntihar Girişimi İle Mizaç ve Karakter Özellikleri Arasındaki İlişkinin Major Depresif Bozukluk Örnekleminde İrdelenmesiİngilizce başlık: The Assesment of Relationship Between Suicide and Temperament and Character Features on the Major Depressive Disorder Özet: Amaç: Kişilik özellikleri ve intihar davranışı arasındaki karmaşık ilişkiyi araştırmanın, intiharı önleme, tedavi ve tekrarını engellemede kullanılacak veriler sağlayacağı düşünülmüştür. İntihar davranışının en sık birliktelik gösterdiği depresyon tanılı hasta grubunda, kişiliği boyutsal olarak değerlendiren Mizaç ve Karakter Envanteri kullanılarak farklı öngörülerin olduğu bu alana katkı sağlamak amaçlanmıştır. Yöntem: Mart 2005 - Temmuz 2006 tarihleri arasında Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Eğitim Hastanesinde yürütülmüştür. İntihar davranışı göstererek acil servisine başvuran, ya da herhangi bir hastanede yatırılarak ilk tedavileri yapılıp sevk edilen olgular içinde çalışmaya kabul kriterlerini karşılayan 85 olgu denek grubunu oluşturmuştur. Aynı dönemde psikiyatri polikliniği ve kliniğinde tedavi edilen majör depresif bozukluk tanısı almış 70 olgu çalışmaya alınarak kontrol grubu oluşturulmuştur. Bulgular: İntihar davranışında bulunanların mizaç (kişiliğin kalıtsal kabul edilen özellikleri) özelliklerinden ödül bağımlılığı puanları düşük, karakter (çevrenin ve yetiştirilmenin etkisi altında gelişmiş) özelliklerinden kendini yönetme ve işbirliği yapma puanları düşük bulunmuştur. Sonuç: Mizaç açısından ödül bağımlılığı düşük, karakter özellikleri açısından düşük kendini yönetme ve düşük işbirliği yapma özelliklerinin intihar davranışı için bireysel yatkınlık sağladığı ve bu yatkınlığa sahip bireylerin yaşam olayları veya depresyon gibi stresörlerle karşılaştıklarında, daha umutsuz, karamsar ve tepkisel tutumla yaklaşım sergileme ve kendilerine daha çok zarar verme eğiliminde olduğu düşünülmüştür. İngilizce özet: Objective: It has been suggested that to investigate complex relation between personality features and suicide, would provide information in prevention and treating suicide and its recurrence. In the present study, it was aimed that to advance the understanding of this controversial field by using Temperament and Character Inventory (TCI) which assess personality dimensionally on the depressive patients. Method: This study conducted in Gülhane Millitary Medical Academy Hospital between March 2005 and July 2006. The study sample consisted of 85 subjects who were fulfilled selection criteria and who were admitted our hospital because of suicide attempt. Patient who initially had submitted to another hospital and then referred our hospital also included in the study. Seventy patients who had been diagnosed and treated as depressive disorder at the same time interval enrolled in the control group. Results: It is also found that participants with suicidal behavior have low reward dependance scores which is one of the features of temperament (the hereditary characteristic of personality). They have also low score on self-directedness and cooperativeness which are the features of character (effected by environmental and developmental process). Conclusion: The results of this study showed that low reward dependence scores in temperament dimension and low self-directedness and cooperativeness in character dimension provide personal diathesis and if people with such diathesis faced with life events or depression, they present more hopeless, pessimistic and reactional attitude, and also they have more tendency to give harm themselves.
editor: 3 Huzurevindeki Yaşlılarda Depresyon Sıklığı ve İlişkili Risk Etmenleriİngilizce başlık: Prevalence of Elderly Depression and Related Risk Factors in Nursing Home Residents Özet: Amaç: Huzurevinde yaşayan yaşlılardaki depresyon sıklığının saptanması ve depresyonla ilişkili etmenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Denizli huzurevinde yaşayan 168 yaşlı arasından gönüllü olan ve çalışma koşullarına uyan 141 birey çalışma grubunu oluşturmuştur. Sosyodemografik özellikleri kuruma ait sağlık-sosyal dosyaları incelenerek doldurulmuştur. Depresyon tanıları bir psikiyatrist tarafından DSM-IV tanı ölçütlerine göre konulmuş, bireylere Standardize Mini Mental Test (SMMT), Yaşlılar için Depresyon Ölçeği (YDÖ), Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HAM-A), Kısa Psikiyatrik Değerlendirme Ölçeği (BPRS) ve Yaşlı Bireyler İçin Çok Boyutlu Gözlem Ölçeği (YBİÇBGÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Grubumuzun çoğunluğu, okuryazar olmayan (%53.2), dul (%53.2), sosyal güvencesi olmayan (%53.2), yalnız yaşadığı için huzurevine gelen (%52.5) ve aile desteği olmayan (%71.6) yaşlılardan oluşmuştu. YDÖ kesme noktasına göre %42.6 oranında (s:60) depresyon olabileceği, DSM-IV tanı ölçütlerine göre %39.7 oranında (s:56) depresyon bulunduğu belirlendi. Depresyonu olan yaşlıların (s:56) yaş, eğitim düzeyleri ve huzurevinde kalma süreleri depresyonu olmayanlarla (s:85) benzer (p>0.05), kronik fiziksel hastalık (p=0.003) ve kullanılan ilaç sayıları (p=0.013) fazlaydı. Lojistik regresyon analizinde, kadın olmak (p=0.001) ve kronik fiziksel hastalığa sahip olmanın (p=0.044) depresif bozukluklar için risk etmenleri olduğu belirlendi. Sonuç: Huzurevinde yaşayan yaşlılarda depresyonun yaygın olduğu tespit edilmiştir. Kadın olmak, kronik fiziksel hastalık ve çoklu ilaç kullanımı depresyon ile ilişkili bulunmuştur. Bu özelliklere sahip yaşlıların depresyon açısından dikkatle değerlendirilmesi daha sağlıklı yaşlanmaya katkıda bulunacaktır. İngilizce özet: Objective: The aim of this study is to determine the prevalence of depression and related factors among elderly in residential home. Method: The sample of the study is composed of 141 elderly who volunteered and adjusted the conditions among 168 elderly living in residential home in Denizli. The sociodemographic characteristics of the elderly people were found after the scrutiny of their institutional files. Depression was diagnosed according to DSM-IV diagnosis criteria by a psychiatrist. Mini Mental State Examination (MMSE), Geriatric Depression Scale (GDS), Hamilton Anxiety Rating Scale (HAM-A), Brief Psychiatric Rating Scale (BPRS), Multidimensional Observation Scale were used for Elderly Subjects. Results: Our study includes elderly people who are widow (53.2 %), homeless (52.5%), without any family support (71.6%), illiterate (53.2%), without social insurance (53.2%). Some 42.6 % (n:60) of the subjects were depressed according to the cut-off point of GDS-Turkish Form. Prevalence of DSM-IV depressive disorder was 39.7 % (n:56). Age, levels of education and duration of staying at nursing home were similar between the groups of depressive and non-depressive. Number of chronic physical disorder and the number of the drugs used were higher in depression group than in non-depressed group (p<0.05). Being female (p=0.001) and having chronic physical illness (p=0.044) are determined to be the risk factors for depressive disorders according to logistic regression analysis. Conclusion: The prevalence of depression is common among elderly people in nursing homes. Depression is associated with the gender female, chronic physical illness and multiple drug use. Careful examination of the elderly people with these characteristics will contribute to the healthy aging.
editor: 3 Panik Bozukluğu ve Obsesif Kompulsif Bozukluk Hastalarının Yeme Tutumları Açısından Karşılaştırılmasıİngilizce başlık: Comparison of Patients with Panic Disorder and Obsessive Compulsive Disorder with Regard to Eating Attitudes Özet: Amaç: Obesisf-kompulsif bozukluğun (OKB) günümüz tanı ve sınıflandırma sistemlerinde anksiyete bozuklukları arasında yer alıyor olması uzun süreden beri tartışılmaktadır. Bu çalışmanın amacı; OKB tanısı almış hastalarla, bir diğer anksiyete bozukluğu olan panik bozukluğu (PB) tanısı almış hastaları "obsesif-kompulsif spektrum" içersinde yer alan yeme bozuklukları belirtileri açısından karşılaştırmaktır. Yöntem: 31 PB, 33 OKB hastasına sosyodemografik bilgi formu, Yeme Tutum testi (YTT), Hastane Anksiyete Ölçeği (HAÖ), Hastane Depresyon Ölçeği (HDÖ), Panik Agorafobi Ölçeği (PAÖ) ve Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) verilmiş, iki grubun boy ve kiloları ölçülerek vücut kitle indeksi (VKİ) hesaplanmış, elde edilen veriler açısından istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: İki grup arasında VKİ, YTT, HAÖ ve HDÖ açısından anlamlı fark yoktur. PB hasta grubunda YTT puanlarıyla HAÖ, HDÖ, PAÖ arasında ise anlamlı bir korelasyon yoktur (p>0.05). OKB hasta grubunda ise; YTT puanları HAÖ, HDÖ ve MOKSL puanları ile olumlu (r=.406, .392 ve .590) ve anlamlı (p=.000) bir şekilde koreledir. Sonuç: Bu durum klinik olarak olmasa da, subklinik olarak obsesif kompulsif belirtilerle yeme tutumu patolojileri arasında bir ilişki olduğunu düşündürmektedir. Benzer ilişkinin panik belirtileriyle yeme tutumu arasında gözlenmemiş olması, OKB'nin bir diğer anksiyete bozukluğu olan PB'dan farklı bir kategoride değerlendirilmesi gerektiğini ve "obsesif kompulsif spektrum" kavramını destekler niteliktedir. İngilizce özet: Objectives: Placing obsessive-compulsive disorder (OCD) among anxiety disorders in current diagnostic and classification systems has been an issue of discussion for many years. The purpose of this study is to compare OCD patients with panic disorder (PD) patients with regard to symptoms of eating disorders, which exist in so called "obsessive-compulsive spectrum". Method: 31 PD, 33 OCD patients were given sociodemographic information form, Eating Attitudes Test (EAT), Hospital Anxiety Scale (HAS), Hospital Depression Scale (HDS), Panic-Agorophobia Scale (PAS) and Maudsley Obsessive Compulsive Questionnaire (MOCQ), their heights and weights were evaluated and their body-mass index (BMI) was calculated, obtained data was compared by statistical analysis. Results: There was no statistically significant difference between two groups with regard to BMI, EAT, HAS, HDS. EAT scores of PD patients did not show any significant correlation with HAS, HDS, PAS (P>0.05). HAS, HDS and MS scores of OCD patients positively (r=.406, .392 ve .590) and significantly (p=0.000) correlated with EAT scores. Conclusion: These results show that, obsessive compulsive symptoms may be subclinically, but not clinically, related to eating attitudes pathology. A similar relation was not observed with panic symptoms, so it may be considered that OCD should be classified under a different subtype than PB and our results give further support to the concept of "obsessive-compulsive spectrum".
editor: 3 Ölüm Kaygısı Ölçeğinin Uyarlanması: Geçerlik ve Güvenirlik Çalışmasıİngilizce başlık: Adaptation of Death Anxiety Scale (DAS): Validity and Reliability Studies Özet: Amaç: Bu çalışmanın temel amacı, Templer ve ark. tarafından geliştirilmiş olan "Ölüm Kaygısı Ölçeğinin" (ÖKÖ) Türkçe çevirisinin Türk normlarındaki farklı gruplarda tekrar gözden geçirilerek geçerlik ve güvenirliğini araştırmaktır. Yöntem: ÖKÖ'nün örneklemini, 25'i kanser, 42'si diyaliz, 39'u cerrahi tedavi gören ve 55'i polikliniklerde tedavi için başvuran 171 hasta ile normal grupta 185 kişiden oluşan toplam 356 kişiden oluşmaktadır. Ölçeğin, Şenol (1989) tarafından Türkçeye çevrilerek hazırlanmış olan formu ile orijinal form uzmanlarca değerlendirilerek, ölçeğe son biçimi verilmiş ve farklı oturumlarda uygulanmıştır. Sağlık sorunu olmayan 142 üniversite öğrencisine ölçek iki hafta arayla iki kez uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan faktör analizinde 15 ölçek maddesi orijinal ölçekle örtüşen şekilde bilişsel ve duyuşsal, fiziksel değişmeler, zamanın geçmesi, hastalık ve ağrı boyutları olmak üzere dört faktöre ayrılmıştır. Cinsiyet değişkeni açısından ölüm kaygısı puan ortalaması kadınlarda (9.06) erkeklerden (6.90) daha fazla bulgulanmıştır. Hastalık değişkeni açısından, hasta grubundan elde edilen ölüm kaygısı ortalama puan (9.25), normal gruptan elde edilen puan (6.96) bulunmuştur. Ölçeğin kararlık anlamında test tekrar test güvenirliği .79 bulunmuş, KR-20 formülü ile elde edilen güvenirlik kanıtı ise .75 bulunmuştur. Sonuç: Sonuçlar ölçeğin Türk örneklemindeki psikometrik özelliklerinin uygunluğunu desteklemektedir. Ölçeğin Türkçe formunun psikometrik özellikleri ilgili literatür ışığında tartışılmıştır. İngilizce özet: Objective: The purpose of this study is to investigate the validity and reliability of the Turkish version of Templer's "Death Anxiety Scale" by revising it with various groups in Turkish norms. Method: Participants were 356 people; 185 normal (doğrusu healthy) people and 171 patients: 25 cancer sufferers, 42 dialysis patients, 39 having had operations (doğrusu surgical patients), 55 outpatients. The Turkish version (Şenol;1989) and the original version of the scale were evaluated by the experts, and the final form of the scale was applied to the people in separate sessions. The scale was applied to 142 healty university students twice at a two-week interval. Results: Similar to the original structure of the scale, 15 items were separated to four factors as; cognitive and sensitive, physical changes, time passed, illness and pain dimensions. As regards to the variable of gender, it was seen that women were more anxious about death (9,06) than men (6,90). In respect of the illness variable, the average point of the patient group (9.25) and was the normal group (6.96) were found. Test-retest reliability of the scale and KR-20 reliability were found. 79 and .75. respectively. Conclusion: Results supported the accuracy of the scale's psychometric features in the Turkish sample. Psychometric features of the scale's Turkish version were discussed in the light of related literature.
editor: 3 |