Armağan Y. Samancı, Murat Erkıran, Hacer Şahin, Nigar Uçarer, Hüsnü Erkmen.
DSM-III-R'deki hiyerarşik dışlama kurallarında yapılan değişikliklerden sonra depresyon ve anksiyete bozukluklarının birlikteliğine gösterilen ilgi son yıllarda giderek artmaktadır. Hipotalamopitüiter adrenal (HPA) aks kısmi belirleyicilerinden biri olan deksametazon supresyon testi (DST) psikiyatride en yaygın kullanılan laboratuvar testlerindendir. DST sıklıkla duygulanım bozukluğu çalışmalarında kullanılmakla birlikte anksiyete bozukluğu çalışmalarında da kullanılmaktadır. Depresyona ikincil anksiyete bozukluklarının klinik ve biyolojik olarak saf depresyonla benzer özellikler taşıyıp taşımadığı sorusu açıklık kazanmamıştır. Çalışmamızda depresyon ve depresyona ikincil anksiyete bozuklukları arasındaki ilişki ve DST'ye verdikleri yanıtlar araştırılmıştır. Çalışma, DSM-III-R major depresyon tanı ölçütlerini karşılayan 37 olgu ile yapıldı. Olgulara konulan tanıyı doğrulamak için SCID-OP (Yapılandırılmış Klinik Görüşme Türkçe Versiyonu-Ayaktan Hasta Formu) uygulandı. Anksiyete, depresyon, umutsuzluk ve intihar davranışını ölçmek için Beck anksiyete, Beck depresyon, Beck umutsuzluk ve intihar davranış ölçekleri kullanıldı. Olguların sosyodemografik ve klinik özellikleri, araştırma ekibi tarafından hazırlanmış olan yarı yapılandırılmış soru formu ile belirlendi. DST için saat 23:00'te 1 mg deksametazon verilerek ertesi gün saat 16:00'da alınan kan örneklerinde kortizol düzeylerine bakıldı.Cinsiyet, medeni durum, yaş, sosyoekonomik düzey gibi değişkenlerle DST arasında bir ilişki saptanmadı. Depresif atak sayısı ile umutsuzluk ölçeği ve intihar davranış ölçeği arasında doğrusal korelasyon ilişkisi saptandı. DST sonrası kortizol düzeyleri ile intihar davranışı arasında bir korelasyon ilişkisi saptanmadı. Çalışmamızdaki depresyon grubunda %70.3 oranında ikincil anksiyete bozukluğu saptandı. İkincil anksiyete bozukluğu olan depresyon grubu ile ikincil anksiyete bozukluğu olmayan saf depresyon grubu arasında DST sonrası kortizol değerleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. İkincil anksiyete bozukluğu olmayan saf depresyon grubu içinde DST baskılanmamış olanlarda anksiyete düzeyi DST baskılanmış olanlardan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Hastada gelişen her depresif atak ile birlikte biyolojik olarak bir değişiklik görülmezken, atak sayısının artması ile hastanın bilişleri değişmekte, umutsuzluğu ve intihar davranışı artmaktadır. Depresyonda anksiyetenin varlığı, HPA aksı üzerinden DST'nin baskılanmamasında belirleyici rol oynamaktadır. Depresyonda oluşan ikincil anksiyete bozukluğu klinik ve biyolojik olarak farklı bir bozukluktur.